bilim adamı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
bilim adamı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

HAKAN GÜRSU KİMDİR?

Doğumu: 1959, İstanbul Endüstriyel Tasarımcı, doktoralı öğretim üyesi 1959 yılında İstanbul'da doğmuş Hakan Gürsu, 1984 senesinde Orta Doğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ), sanayi Ürünleri Tasarımı Bölümü'nü birincilikle tamamladı. 1987 yılında Mimarlık Fakültesi, Bina Bilgisi Ana Bilim branşında Master derecesini aldı. 1988 senesinde başladığı Doktara çalışmasına; 1991 senesinde Japonya'da proje çalışmaları ile devam etmiş ve 1996 yılında Doktora derecesini tamamlamıştır.



Mucize Tekne - Volitan Nokta dönüşü yapabilen ilk deniz aracı olan Volitan'ı da tasarlayan Designnobis ekibinin kurucusu olan Dr. Hakan Gürsu, halen ODTÜ'de öğretim üyesidir. 2007 yılında, Volitan Tekne Tasarımıyla, hem deniz ulaşımı kategorisinde bununla beraber tüm ulaşım çalgıları kategorisinde Tasarım Oscarları olarak biri olan International Design Awards Ödüllü (IDA 2007) Yarışmasında birincilik elde etmiştir. Volitan Tekne, yakıtsız, yelkenli, ama rüzgarsız da yüzen başarılı bir tasarımdır. Volitan adı ve özellikleri için Hakan Gürsu diyor ki: “Volitan” Latince “hızlı yol alan” demek. Bir de bizim Akdeniz sahillerinde görülen bir ucan balığın adı. Bu balığın çok saygılı duyulacak bir performansı var. 200 metre falan suyun üzerinde gidiyor. Balığı da, kelimenin anlamını da çok sevdik. “Xmr21″ gibi bir isim yerine “Volitan” dedik. Ek olarak uluslararası yarışmalarda menşeinizi belirtecek her şeyden de kaçınıyorsunuz. Bunu hem etik açıdan yapıyorsunuz bununla beraber stratejik.

Volitan nasıl bir tekne?

Volitan’ın en üstün özelliği çok çevreci olması. Asla bir petrol ürünü yakıt kullanmıyor, asla karbondioksit atığı üretmiyor. - Herhangi bir limana girip yakıt almasına gerek olmadığı için Volitan’la hiç durmadan dünya turu yapabilirsiniz. - İçme suyu almanıza gerek yok çünkü tekne bir taraftan giderken bir yandan deniz suyunu tatlı suya çeviriyor. - Volitan neticeta bir yelkenli ama rüzgar esmediğinde de gidiyor. Çünkü üzerindeki o iki katı yelken aynı anda iki işe yarıyor: Rüzgar varsa yelken vazifesi görüp tekneyi yüzdürüyor. Rüzgar yoksa da tekneyi güneş ile dolaşabiliyor.

 Güneşle tekne gider mi? Volitan gidiyor. Çünkü teknede güneş enerjisiyle çalışan iki adet elektrikli motor var. Güneş varken o tepedeki iki panel sayesinde şarj oluyor ve rüzgar çıkmasa da, güneş batsa da tekneyi götürüyor. 

Hemen belirtelim motorun aküsü de öyle kurşun pil falan değil; o da çevreci, şu demek oluyor ki jel akü.  Volitan’ın hareket kabiliyeti inanılmaz. Olduğu yerde nokta dönüşü yapabilen ilk deniz aracı.  Volitan bir de kapanabiliyor… Üstte paneller, altta kanatları falan görünce “Ben geldim, boşaltın bu limanı” havasına hiç bakmayın çünkü sudaki kanatlarını teknenin altına toplayıp, yukarıdaki panellerini de tek parça yapabiliyor. - Çevreciliğin kurallarından biri de dayanıklı tüketim malı yapmak: Volitan’ın ömrü 80 yıl.  Volitan keyfine düşkün. 12 kişinin çok rahat yaşayabileceği, lüks yat kıvamında konfora sahip.  Volitan’ın tek eksiği pek duygusal bir havasının olmaması… “Mehtaplı bir gecede Burgaz açıklarında demirleme” hissi vermiyor. Ama aslına bakarsanız ABD’liler de “2040′ın teknesi” diyorlar Volitan için.
Devamını Oku

SOKRATES KİMDİR?

Sokrates M.Ö. 469-399 yılları içinde Atina' da doğmuş  yaşamış olan ünlü Antik Yunanlı düşünür, filozoftur. Babası heykeltıraştır. Kendisi ve halkının ahlakça olgunlaşması için yaşamını adamıştır. Tüm insanlık tarihinde saygın sofist olarak kabul edilmektedir. Matematik, geometri, astronomi ve siyaset bilgisi ile felsefe konularında eğitimler vermiştir.  Yunan Felsefesinin kurucularındandır. Platon´un hocası olan Sokrates, görüşleri, tartışmaları yeni iktidarın temsilcileri tarafınca beğenilmediği için, yeni tanrılar icat etmiş olduğu, görüş ve tartışmalarıyla, gençleri baştan çıkardığı nedeni öne sürülerek ölüme mahkum edilmiştir.



Yaşamı ve düşünceleri ile ilgili bilgiler Aristophanes benzer biçimde çağdaş yazarlar, Platon ve Ksenophon şeklinde ardıllarının yazdıkları ve Sokrates’in ölümünden on beş yıl sonra dünyaya gelen Aristoteles’in dolaylı anlatımlarıyla günümüze ulaşmıştır.

Sokaklarda ve caddelerde eğitim yapmış, öğrencilerinden para almamıştır. Evreni anlamadan önce bizler kimiz? Bu sorunun cevabını bulmak lazım derdi. Ona nazaran, ergonomik terbiye kurallarını öğrenmek isabetli olmaktadır. Sokrates, bu yönü ile kuramsal bilim ve uygulamalı bilim tartışmasını da açmış olacaktı. Ek olarak bir anlambilimcidir. Anlamı olmayan kavramların ve terimlerin kullanılmasını hep sakıncalı bulmuştur. Her bilgide anlamların ve kavramların, açıkça anlatılması gerektiğine inanmış ve önemli katkılar sunmuştur.  Basık burunlu, patlak gözlü ve göbekli bir adamdır. Alçakgönüllü alışkanlıkları ile Yunan gençleri üzerinde yüksek bir etkiye sahip olmuştur. Onun gibi yalınayak gezerler, uzun saçlı ve aç olmaları nedeni ile Sokrateslik taslamak deyimi yerleşmiştir. Sokrates, yazılı bir kaynak bırakmamıştır.

Ahlak felsefesinin kurucusu olarak biri olan Sokrates, M.Ö. 399 yılında açılan dava ile Yunanistan’a yeni tanrılar getirmeye çalışmakla suçlanmıştır. Bu suçlamalar yüzünden ölüme mahkum edilir. Zehir içerek ölmüştür. Yunan felsefesinin en büyük filozofu Sokrates’in ölümünden sonrasında, onun anısını canlı tutmak için, eserler kaleme alınmış ve bazı okullar kurulmuştur. Bu okulların içinde Megara, Kinikler, Kirene ve Elis-Eteria okulunu sayabiliriz. Bu okullarda, Sokrates’in düşünceleri geniş bir şekilde anlatılmıştır. Terbiye felsefesinin baş tacı edildiği okullardan Megara, Platon’un Sokrates’den sonra devam etmiş olduğu okuldur. Bütün bu okullar, Sokrates’in soylu yaşamını, bu yaşamdan alınacak dersleri ve insan yaşamında felsefenin yerini vurgulamaktadır.

Eski Atina devletinde davalara sayıları davanın önemine göre klanlardan seçilmiş yargıçlar bakardı.
Sokrates’in davasına 500 yöresinde yargıç baktı. Suçlular genel anlamda hitabet kabiliyetleri ile yargıçları etkileyip beraat ederdi. Bu nedenle ağzı iyi söz yapanlar para karşılığı davalılara müdafa yazardı. Sokrates hitabet yerine en iyi bilmiş olduğu diyalektiği sorgulama yöntemini kullandı. Kendini savunmayı ve yargıçlardan af dilemeyi değil fikirlerini savundu. Ölüm cezasının değiştirilmesini dilemedi. İdamı Atina’nın kutsal günü olduğu için ertelendi. Kendisi zindana atıldı.

Zindanda asla bir koruma bırakılmamıştı. Öğrencileriyle birlikte sohbet etti. Kaçması teklifini geri çevirdi. Kaçsaydı kabahatlı ve hain kabul edilecekti. Kaçmadı, ve nebat zehri içirilerek idam edildi. Öldükten hemen sonrasında Atinalılar yapmış oldukları hatanın farkına vardılar. Kendisini dava edenlerden birisini yargılayıp idam ettiler ötekini sürgüne gönderdiler. Sokrates’in büstünü yapmış olup Atina Tapınağına koydular. Davayı izleyen öğrencisi Platon, savunmasını Sokrates’in Savunması adı altında kitaplaştırdı ve bu yapıt günümüze kadar geldi.
Devamını Oku

STEVE JOBS KİMDİR?

Steve Jobs, 24 Şubat 1955 tarihinde San Francisco'da doğdu.

Amerikalı Joanne Carole Schieble ve Suriye asıllı politik bilim profösörü Abdulfattah John Jandali'nin oğludur. Sonraları Paul Jobs ve Clara Jobs-Hakobian çifti tarafınca evlat edinilmiştir. Steve Jobs, 1972 senesinde Kaliforniya'da bulunan Homestead High School'dan mezun olmasının peşinden Oregon'daki Reed College'e başvurdu. Başvurusu kabul edilse de, bir dönem sonra oradan ayrıldı.



1974 senesinde Steve Wozniak ile "Homebrew Computer Club"'un toplantılarına katılmaya başladılar. Kısa bir süre zarfında Jobs ve Wozniak iş hayatına atılarak pahalı uzun mesafe görüşmelerini bedava yapmak için Blue Box'lar üretmeye başladılar. 1976 senesinde Jobs ve Wozniak Apple Computer Co.'yu, Jobs ailesinin garajında kurdular. İlk olarak piyasaya sürdükleri ev bilgisayarı Apple I'di. Apple I satış fiyatı ise bir tek 666.66$'dı.

1977 senesinde Apple II piyasaya sürüldü. O zamanlar Apple II ev piyasasında önemli bir yer elde etmiş ve Apple'ın bilgisayar piyasasındaki yerini sağlamlaştırmıştı.1980 senesinin Aralık'ında ise Apple Computer halka açıldı ve çok iyi değerlerle piyasaya girdi.Aynı sene Apple Computer Apple III  piyasaya sürüldü, fakat bu model bundan önceki modelinin yerini alamadı.

Dönemin Pepsi CEO'su John Sculley'in Apple şirketinin daha geniş kitleler tarafınca tanınmasını sağlayacak bir yönetici olduğunu düşünen Jobs, "Ömrünün sonuna kadar şekerli su mu satmak istiyorsun, yoksa dünyayı değiştirmek mi?" sorusuyla kendisini ayartmış ve şirketine almıştı.
Steve Jobs, 1985 yılında şirket içinde çıkan bir tartışma sonrasında, kendi işe aldığı Sculley tarafından görevinden alındı ve kovuldu. Kendi şirketinden kovulan Jobs, NeXT Computer'ı kurdu. Teknolojik açıdan oldukca gelişmiş olan NeXT aslabir zaman ticari başarı elde edilemedi ve bilimsel çalışmalar haricinde kullanılmadı. Mesela Tim Berners-Lee özgün World Wide Web sistemini CERN'de bir NeXT bilgisayarında geliştirmiştir.


1996 senesinde Apple, Jobs'u kurduğu şirkete geri getirmek için NeXT'i 429 milyon dolar karşılığında satın aldı. Çok dikkatli ve istikrarlı bir planlama sonucunda o zamanki CEO Gil Amelio'nun işine son verildi ve Steve Jobs 1997 senesinde Apple'ın geçici CEO'su seçildi.
NeXT, Apple tarafınca satın alındıktan sonrasında, NeXT'in üstün teknolojisi Apple ürünleri üzerinde kullanılmaya başlandı. Bu teknolojik birleşmenin en önemli ürünü Mac OS X'tir. Mac OS X, NeXTSTEP geliştirilerek yazılmış bir işlertim sistemidir.

Bu dönemde gelişen teknoloji ile piyasaya sürülen iMac sonrasında satışlarda inanılmaz bir artış görüldü. IMac ürünlerinin teknolojik üstünlüğüne paralel tasarım estetikleri de marka değerinin artmasında önemli bir etkendir.

Jobs yönetimindeki Apple, geçmiş yıllarda kişisel bilgisayarlara kısıtlı kalan ürün yelpazesinin ötesine taşınmış oldu. IPod taşınabilir müzik çalarının piyasaya sürülmesiyle beraber, iTunes dijital müzik yazılımını diğer işletim sistemlerine uygun halde piyasaya sürerek ve iTunes online müzik dükkanını açarak kişisel elektronik ürünleri ve çevrim içi müzik piyasalarına el atmış oldu.
Steve Jobs, Apple'da yılda yalnız 1 dolar karşılığında birkaç sene süresince çalıştı. Bu maaş ona aynı zamanda Guiness Dünya Rekorları sıralamasında "En Düşük Maaşlı CEO" unvanını kazanmıştırrmıştır.

Mac OS X işletim sistemi, iOS mobil işletim sistemi, iPhone, iPad, iMac, MacBook gibi yenilikçi ve ileri teknoloji ürünler ile şirketin marka kıymetini her geçen gün daha da arttıran Steve Jobs, 25 Ağustos 2011 tarihinde ilerleyen sağlık sorunları sebebiyle Apple Computer'daki CEO'luk görevinden çekilme etmek zorunda kaldı. Görevini Tim Cook'a bıraktı.
2004 senesinde kanser tedavisi görmeye başlamış olan Steve Jobs'a 2009 senesinde bir karaciğer nakli yapılmıştı.

5 Ekim 2011 tarihinde 56 yaşındayken ailesi tarafınca gösterilen bir bildiride "Steve Jobs aile üyeleri başucundayken, sükunet içinde vefat etti." açıklaması yapıldı.

Ünlü Steve Jobs Sözleri için tıklayınız.


Kaynak: www.yeniakit.com.tr
Devamını Oku

PİSAGOR KİMDİR?

Pisagor Kimdir? Pisagor’un haytı. ( M.Ö. 570 – 495)

Pisagor yahut Pythagoras MÖ 570 - MÖ 495 tarihleri arasında yaşamış olan İyonyalı felsefeci, matematikçi ve Pisagorculuk olarak bilinen akımın kurucusudur.

En iyi malum önermesi, kendi adıyla anılan Pisagor önermesidir. "Sayıların babası" olarak bilinir. Pisagor ve öğrencileri her şeyin matematikle ilgili olduğuna, sayıların nihai gerçek olduğuna, matematik aracılığıyla her şeyin tahmin edilebileceğine ve ölçülebileceğine inanmışlardır.

Kendisini filozof, şu demek oluyor ki bilgeliğin dostu olarak adlandıran ilk kişiydi. Pisagor, düşüncelerini yazıya dökmediği için onun hakkında bildiklerimiz öğrencilerinin yazılarında söyledikleriyle sınırlıdır. Pisagor'a atfedilen bir oldukça eser gerçekte onun öğrencilerinin olabilir.



Pisgor’un Hayatı

Pisagor Yunanistan'da, Ege Denizi'nde, istek Yarımadası'nın karşısında bir ada olan Sisam adasında doğmuştur. Yüzük taşı yapımcısı Mnesarkhos'un oğludur. İlk eğitimini doğduğu adada aldı. Tecim için babasıyla farklı şehirlere gitti. Tales’in öğrencisi oldu. Tales, Pisagor'un daha iyi gelişmesi için Mısır'a gitmesini istiyordu çünkü Mısır, dönemin matematikte öncü ülkesiydi. Yurdundan ayrılarak Mısır'a geldi. Antiphon'un "Erdemde Sivrilenler Üzerine" adlı eserinde söylendiğine bakılırsa, Mısır dilini öğrendi. Daha sonra Sisam adasına geri döndüğünde yurdunun tiran Polykrates'in baskısı altında bulunduğunu görünce İtalya'nın güneyindeki bir Yunan kenti olan Kroton'a gitti. Burada efsanevi şarkıcı Orpheus'un kurduğu Orfeusçyüceğun tesirinde gizli saklı dinsel bir topluluk kurdu. Kroton'da kurduğu bu topluluk siyasi bir rol de üstlenmişti. Topluluktakiler kendilerini matematikçiler (mathematikhoi) olarak adlandırıyorlardı. Bunlar okulda yaşıyorlardı ve kişisel hiçbir şeye haiz değillerdi. Ruh Göçü öğretisi etkisinde et yemiyorlardı. Komşu bölgelerde yaşayan öğrencilerin de okula katılmalarına izin veriliyordu. Bu öğrenciler ise dinleyiciler (akousmatikhoi) olarak adlandırılıyordu. Matematikçilerin tersine dinleyicilerin et yemelerine ve kendi eşyalarına haiz olmalarına izin vardı.

Pisagorculuk

Topluluk hem bir okul hem de bir kardeşlik derneği benzer biçimde işlev görüyordu. Pisagor'un öğrencileri kendilerini Pisagorcular olarak adlandırıyorlardı. Pisagorcuların iki yüz yıl sonra Öklid'in "Öğeler" adlı eserinde yazmış olduğu aksiyomatik geometrinin başlangıcında tesirleri olmuştur
.
Pisagorcular'ın çiğnenmesi halinde cezanın ölüm olduğu bir sessizlik kuralları vardı. Çünkü bir insanoğlunun sözlerini genellikle dikkatsizce söylediğine inanıyorlardı ve bir insan eğer ne söyleyeceği konusunda şüphe duyarsa susmalıydı. öteki bir kural ise acısı çoğalırken bir adama acısını unutması konusunda ısrar etmemekti, çünkü kaygısızlığı desteklemek büyük bir kabahattı. Ek olarak Pisagorcular biri evden çıktığında öfke onun uşağı olmasın diye geri dönmemesini söylerlerdi. Bu aksiyon onlara matematik, tanrı ve evren hakkında hiçbir şeyi öğrenmemenin gene bunlar hakkında çok az bir şey bilmekten daha iyi bulunduğunu anlatıyordu.

Pisagorcular ikiye ayrılıyordu: Matematikçiler ve Dinleyiciler. Matematikçiler daha detaylı bir eğitim görürken, dinleyiciler Pisagor'un yazılarının özetlerini duyabiliyorlardı. Dinleyicilerin Pisagor'u görmeye ve tapımın sırlarını öğrenmeye izinleri yoktu. Genelde davranış kurallarını ve erdemi öğreniyorlardı.


Pisagor, kadınların bir eşya gibi görüldüğü ve işlerinin yalnız evi yönetmek olduğu bir zamanda onların toplulukta eşit şekilde çalışmalarına izin verdi. Orfeusçu tapımın üyesi olan Brontinus'un kızı ve Pisagor'un eşi olan Theano da bir matematikçiydi.
Devamını Oku

BLAİSE PASCAL KİMDİR?

Pascal kimdir? Blaise Pascal’ın hayatı. (Doğum: 1623 Ölüm: 1622)
Fransız matematikçi, fizikçi ve Hıristiyan düşünür.

Pascal, 19 Haziran 1623 günü Fransa'da Clermont'ta hayata merhaba dedi. Babası kültürlü bir adamdı. Pascal yedi yaşına ulaşınca, babası Paris'e yerleşti. Yedi yaşına gelen parlak çocuk öğrenimine başladı. Kendisi gibi çok güzel ve kültürlü iki kız kardeşi vardı. Özellikle Jak Qualine, Pascal'ın yaşamında önemli rol oynamıştır. Kız kardeşinin bu tesiri bazen iyi, fakat çoğu kötü yönde olmuştur.Bir Fransız matematikçi ,fizikçi ve bununla beraber teolojist olan Blaise Pascal, Etienne Pascal'in üçüncü çocuğu ve tek oğluydu.Daha üç yaşlarındayken annesinin ölümü üzerine yetim kalır.1632 senesinde babası dört çocuğuyla birlikte Clermont’u terk ederek Paris’e yerleşir.



Pascal doğduğunda, Descartes yirmi yedi yaşındaydı. Descartes öldükten sonra Pascal daha on iki yıl yaşadı. Newton'dan sadece birkaç yıl önce dünyaya gelmiştir. Descartes ve Fermat şeklinde büyük matematikçilerle çağdaş olması bir yerde kendisi için bir şanssızlıktı. Bu yüzden, tek başına oluşturabileceği olasılıklar kuramının keşfini Fermat'la paylaştı. Kendisini harika çocuk diye ünlü yapan yaratıcı geometri fikrini, kendisinden daha az ünlü olan Desargues'dan esinlendi. Daha çok din ve felsefe mevzularına eğildiği için matematiğe az zaman ayırdı. Kız kardeşi ona bu konuda egemendi. Buna karşın, yapabileceğinin çok daha fazlasını verdi. Babası antiortodox olduğundan O’nu kendisi yetiştirmeye karar verir. Kendisi de süresinin iyi matematikçilerinden olan Etienne Pascal, oğlunun 15 yaşından önce matematik çalışmaması gerektiğine karar vererek evini matematik dokümanlarından arındırır.Fakat bu minik Pascal’in yalnız matematik merakını ateşler,12 yaşında kendisi geometri çalışmaya başlar. O zamanlarda üçgenin iç açılarının toplamının, iki dik açının toplamına eşit bulunduğunu bulur , bunun üzerine babası teslimi silah eder ve ona incelemesi için Euclid’in teoremlerini içeren dokümanları verir. Şu demek oluyor ki matematikle ilgisi çocukluk döneminde matematik eğitimi almadan adım atar, sonraları babasıyla beraber Academie Parsienne deki derslere katılmaya başlar, 16 yaşına ulaştığında burada etken olarak rol alır, ve profesör Girard Desargues in bir numaralı desteksi ve öğrencisi olur. Bu esnada özellikle konikler üzerinde çalışarak mevzu hakkında kitapçık yayınlar. 1639 senesinde da Pascal'ın Esrarengiz Altıgeni yle geometriye katkıda bulunur.

Pascal, çok erken gelişen bir çocuktu. Fakat, vücutça çok zayıftı. Bunun tersine, kafası çok parlaktı. Öğrenimi başlangıçta çok başarılı geçiyordu. Çok küçük yaşta olmasına rağmen, matematiğe gösterdiği ilgi çok dikkati çekiyordu. Hatta, matematik problemleriyle gece gündüz uğraşmaya başladı. Sağlığının bozulacağından kuşkulanan babası, bir aralık onun matematik çalışmasına engel olduysa da, onun bu davranışı Pascal'ın matematik çalışmasına daha çok yöneltti. Geometri çalışmak için oyunlarını bıraktı. On iki yaşlarında babasına, geometrinin ne dernek olduğunu sordu. Euclides'in "Elements" adlı geometri kitabını kısa bir süre içinde yutarcasına bir roman benzer biçimde okudu. Hiçbir yardım görmeden ve hiçbir geometri okumadan, çok minik yaşta bir üçgenin iç açılarının toplamının 180 aşama, yani iki dik açı olduğunu kanıtlamıştır. Daha önce, hiç bir kitabı okumadan, Euclides'in biroldukça önermesini ispatlamıştı, yine, Pascal hakkında abartma yapmaktan özellikle kaçınan kız kardeşi Gilbert'in söylediklarına gore; Pascal Euclides'in ilk otuz iki önermesini Elements adlı kitabındaki sıraya gore bulmuştur. Otuz ikinci önerme ise, bir üçgenin iç açılarının toplamı ile ilgili kanıtlamalıdır.


Daha 16 yaşındayken konikler üzerine bir inceleme yazdı. 1642'de bir hesap makinası icat etti. Matematikle uğraşan babasıyla birlikte Paris Mersenne Akademisi'ne kabul edildi. Pascal on dört yaşına ulaşınca, Mersenne tarafından yönetilen bilimsel tartışmalara kabul edildi. Bu tartışmaların yapılması, Fransız İlimler Akademisini doğurdu. Pascal kendi kendine bir geometrici olmuştu. Baba Pascal'ın hükümet makamlarıyla boğuşması aileyi kötü duruma düşürdü. Güzel ve parlak kız kardeşi Jacqueline, vergi mevzusunda babası ile anlaşmazlığa düşen Cardinal de Richelieu'yu eğlendirmek için, önünde oynatılan bir oyunda kendisini tanıtmadan oyuna çıkar. Kendini fanatik eden artistin kim olduğunu öğrenen Cardinal, tüm aileyi bağışlar ve ondan sonra baba Pascal'a bir memurluk verir.
Pascal, on altı yaşından önce, 1639 yılında, geometrilerin en güzel teoremini ispat etti. On dokuzuncu yüzyılda yaşayan İngiliz matematikçisi ünlü Sylvester, Pascal'ın bu büyük teoremine "kedi beşiği" adını vermiştir. Pascal, on bir yaşına erişince sesler hakkında bir eser vermiştir. 

On altı yaşlarındayken, konikler üzerine bir eser yazarak, ünlü Descartes'i hayretlere düşürmüştür. On sekiz yaşına ulaşınca, şimdi Paris sanayi müzesinde gizlenen hesap makinesini bulmuştur. Fizikte, havanın ağırlığını, sıvıların denge halini ve basıncı hakkında Pascal kanunlarını bulmuştur.

Apollonius ve başkalarının çalışmalarını birer sonuç gören dört yüz tane önerine ortaya koymuştur. Bu eserin tümü basılamadığı için, bir daha da ele geçmemek üzere kaybolmuştur. Fakat, Leibniz bu eserin bir kopyasını görmüş ve onu inceleme şanslılığına ermiştir. Pascal'ın bu eseri geometrik bir metrik olmayıp bir iz düşüm geometrisidir. Aristo, matematiği çokluklar ilmi diye tanımlıyordu. Oysa Pascal'ın geometrisinde çokluk yoktur. Pascal, on yedi yaşından ölümü olan otuz dokuz yaşına kadar ızdırapsız ve acısız gün görmedi. Hazımsızlık, mide ağrıları, uykusuzluk, yan uyuklamalar ve bu ağrıların verdiği gece kabusları onu yedi tamamlamış oldu. Böyle olmasına karşın, yine de bu ağrılar içinde durmadan çalışıyordu.Pascala bakılırsa rastlantı geometriye dökülebilir. O'nun mümkünlıklar hesabına yaklaşımı, Pascal üçgeni denen aritmetik üçgene dayanır. Pascal daha sonra sikloit üzerine incelemelere başladı ve Traité des sinus du quart du cercle (Çeyrek çemberin sinüsleri üzerine inceleme) adlı yaratışında Leibniz 'in de yararlanacağı karakteristik üçgeni buldu... 1653'ten itibaren matematik ve fizik üzerine çalışarak sıvıların kararsızlığı üzerine bir kitapçık yazar. Bu kitapçıkta Pascal'ın basınç kanunu açıklanır. Kendisi binom üçgeni üzerinde çalışan ilk matematikçi olmasa da bu mevzuda çalışması değişik gelişmelere ışık tutmuştur.

Aynı yıl babasının bir vergi toplama memuru olarak tayini çıkması üzerine Paris'i terk ederek Rouen şehrine yerleşirler. Burada babasına yardımcı olmak amacıyla ilk rakamsal hesap makinesini yapar, bunu gerçekleştirmek için üç yıl çalışır, 1642-1645. Yirmi üç yaşlarında, kız kardeşinin baskı ve etkisiyle Hıristiyan dinine ve bunun içinde bazı tarikatlara girdi. Bu konuda epey sarsıntılar da geçirdi. Fakat, gene onda matematik ağır bastı. Pascal, hurma ağaçları benzer biçimde tepeden kurumaya başladı. Aynı yıl hazım organları bozuldu. Bu ara geçici bir felç geçirdi. Bu ona çok ağrılar verdi. Her şeye rağmen, düşüncesi ve kafasının çalışmaları sürüyordu. 1648 senesinde Toriçelli'nin (1608 -1647) çalışmalarını inceleyerek, onun da önüne geçti. Yükseklikle basıncın değiştiğini saptadı. Descartes, Pascal'la çeşitli konuları mevzulaştırmak ve özellikle barometre hakkında bilgi almak için geldi. Bu iki bilginin yaradılış ve ruhsal durumları pek uyuşmuyordu. Descartes, konikler üzerine yazılan eserin on altı yaşlarında bir çocuk tarafından yazıldığına inanmayı açıkça kabul etmedi. Daha da ileri giderek, Pascal'ın barometre deneyleri düşüncesini, Mersenne'nin çalışmalarından çalmış olmasından şüphelendi. Descartes'le Pascal'ın aralarında çekememezliğe yol açan üçüncü konu din üzerine olan düşüncelerindeki ayrılıklardı.

Descartes Cizvitleri tutuyor, Pascal'sa Jansen'in mezhebini savunuyordu. Pascal'ın açık sözlü kız kardeşi Jacqueline'nin sözlerine bakılırsa, bu iki dahi birbirlerini fazlaca kıskanıyorlardı. Bu nedenle de, adı geçen yukarıdaki görüşme ve ziyaret soğuk bir buluşma olmuştu. Descartes'in genç dostuna bazı öğütleri oldu. Pascal da onu ciddiye almadı. 1658 yılının bir gecesinde, uykusuzluk ve diş ağrılarından kıvranan Pascal, kerpetenin egemen olduğu bir zamanda, korkunç ağrılarını unutmak amacıyla, birçok ünlü matematikçinin uğraştığı zarif sikloid eğrisine daldı. Tüm ağrılarının geçtiğini gördü. Ya da, sikloid üzerine o denli daldı ki, tüm ağrı ve acılarını unuttu. Tam sekiz gün sikloid geometrisi üzerinde çalıştı. Bu eğri ile ilgili olan çeşitli problemleri çözmeyi başardı. Bu buluşlarının bazılarını takma Amos Detonville imzasıyla, Fransız ve İngiliz matematikçilerine meydan ,okumak amacıyla basılmıştır. 1658 yılında kendini oldukca hasta hissetti. Kısa aralıklarla gelen uyuklamalar haricinde, şiddetli ve dinmek bilmeyen baş ağrıları ona çok eziyet ediyordu. Tam dört yıl bu ağrılarla kıvrandı. 1662 yılının haziran ayında otuz dokuz yaşındayken öldü. Ölümünden sonra yapılan otopsisinde, ağrılarının sebebinin ciddi bir beyin hastalığından ileri geldiği saptandı. Pascal'ın felsefeyle ilgili en meşhur kitabı Pensées (Düşünceler), din, yaşam ,bilim üzerine, O'nun daha çok dinsel yönünü ve allah inancını ortaya kor, bunu da şöyle diyerek gösterir;If God does not exist, one will lose nothing by believing in him, while if he does exist, one will lose everything by not believing. (Eğer allah yoksa insan ona inanmakla aslabirşey kaybetmeyecek, fakat var ise inanmamakla çok şey kaybedecek.) Bu kitabı yaşadığı devirde yayınlanmasına izin verilmese de ölümünden birkaç yıl sonra yayınlanmıştır. Pascal 39 yaşında 1662 senesinde kansere yenik düşerek hayata gözlerini yumar Pascal, Fermat ile birlikte olasılıklar kuramını kurmakla, yeni bir matematik dünyası yaratmış oluyordu. Bu kuramın tüm inceliklerini ortaya döktü. Bu kuramı oluştururken, Fermat'la sürekli haberleşmişlerdir. Meydana getirilen bu mektup görüşmeleri incelendiğinde, bu kuramın gerçek kurucularının Pascal ile Fermat'ın eşit payları olduğu görülür. Yapmış oldukları şeyler temelde aynı, fakat derinlemesine inilmeleri ayrı ayrıdır. Bu arada Pascal'ın düştüğü ufak hatayı Fermat belirtince, Pascal da bu hatasını hemen düzeltti. Bu haberleşmedeki ilk mektuplar kaybolmuşsa da, daha sonraki mektuplar hala eldedir. Bu büyük mümkünlıklar kuramının çıkış sebebi, Pascal'a kumarbaz Chevalier de Mere tarafından önerilmesiydi. En önemli görevi de elli iki kağıt oyunu oynuyordu. Bu ara tavla zarlarının, şekilleri aynı olan ayrı renkli bilyelerin önemi büyüktür. Buna bağlı olarak, ünlü Pascal üçgeni hayata merhaba dedi. Pascal'ın bu üçgeni, daha sonraki yıllarda çok kullanıldı. Özellikle seri açılımları ve binom açılımı bu yöntemle kolaylıkla bulunur.



Pascal Üçgeni – 1 11 121 1331 14641


Pascal üçgeni, binom açılımındaki katsayıları bulmaya yarar. Pascal'ın bu üçgeni, olasılıklar kuramında da ustalıkla kullanılır. Bu üçgen, biyolojideki uygulamalar, matematik, istatistik ve pek çok modern fizik konularında uygulama alanı bulunur. Hıristiyan dini, mezhepler ve sonu gelmez ağrılar içinde bir dahi maddi olarak yok olup gitmiştir. Fakat, bıraktıklarıyla yaşamaktadır. ±Pascal'dan İnciler: “Sebeplerin varacağı son nokta, onun ötesinde çok şey vardır. İnsanoğlunun mahiyeti arzu ve isteklerle doludur, o bütün bunları tatmin edebilecek olana müştaktır.” “Yarış at için neyse, yalanlamak ,inanmak ve şüphe etmek insan için odur. Biz gerçekleri sadece sebeplerle değil, kalple de buluruz.
Devamını Oku

ÖMER HAYYAM KİMDİR?

Öme Hayyam kimdir? Ömer hayamın hayatı. Doğum: 1048 Ölüm:1131
Ömer Hayyam  İranlı şâir, filozof, matematikçi ve astronomdur.

Daha çok dörtlük biçiminde yazmış olduğu felsefî şiirlerle tanınan Ömer el-Hayyâm (1048-1131), bununla beraber matematik ve astronomi alanlarındaki çalışmalarıyla bilimin gelişimini etkilemiş seçkin bir bilim adamıdır.



Çadırcı anlamına gelen "Hayyam" takma adını babasının çadırcılık yapmasından almıştır. Ek olarak İstanbul'un Beyoğlu ilçesinde bir semte adını da vermiştir. Tarla başı bulvarında Sakızağacı ışıklardan başlayıp, Tepebaşı'na kadar inen caddenin adıdır. Hayyam hem de çok iyi bir matematikçiydi. Binom Açılımını ilk kullanan bilim insanıdır. Hayyam, genel anlamda şiirlerindeki eğlence düşkünlüğünün belirgin olmasından dolayı Rubaileri ile ünlenmiştir.

Matematiğe ilişkin araştırmaları özellikle sayılar kuramı ile cebir alanında yoğunlaşmıştır. Eukleides'in Elementler'i üzerine yapmış olduğu bir yorumda, işlemler sırasında irrasyonel sayıların da rasyonel sayılar benzer biçimde kullanılabileceğini ilk kez kanıtlamıştır.
En kıymetli cebir yapıtlarından birisi olan Risâle fî'l-Berâhîn alâ Mesâili'l-Cebr ve'l-Mukâbele'de (Cebir sorunlarına İlişkin Kanıtlar) denklemlerin birden fazla kökü olabileceğini göstermiş ve bunları, kök sayılarına göre sınıflandırmıştır.

Ömer el-Hayyâm'ın astronomi alanındaki çalışmaları da çok önemlidir. Eskiden beri kullanılmakta olan takvimlerin düzeltilmesi için Selçuklu Sultanı Celâleddin Melikşâh (1052-1092), 1074-1075 seneleri civarında İsfahan'da bir gözlemevi kurdurmuş ve başına da devrin en ünlü astronomlarından biri olan Ömer el-Hayyâm'ı getirmişti.

Ömer Hayyam, birçok bilim insanınca Bâtınî ve Mu'tezile anlayışlarına dâhil görülür. Evreni idrak etmek için, içinde yetiştiği İslam kültüründeki hâkim anlayıştan ayrılmış, kendi içinde yaptığı akıl yürütmeleri eşine azca rastlanır bir edebi başarı ile dörtlükler halinde dışa aktarmıştır.

Rubaîlerinde; dünya, var oluş, Allah, devlet ve toplumsal örgütlenme biçimleri gibi hayata ve insana ilişkin mevzularda özgürce ve sınır tanımaz bir halde akıl yürüttüğü görülmektedir. Akıl yürütürken ne içinde yaşadığı toplumun ne de daha öncesi zamanlarda yaşamış toplumların kabul ettiği asla bir kurala bağlı kalmamış, kendinden önce yaşayanların insan aklına koymuş olduğu sınırları kabullenmemiş, bir anlamda dünyayı, insanı, var oluşu kendi aklıyla baştan tanımlamış; bundan dolayı de çağını aşarak "evrenselliğe" ulaşmıştır. Sadece unutmamak gerekir ki Hayyam'ın yaşadığı dehemmiyet, kendisi gibi çağları aşan ve tarihin gördüğü en büyük düşünürlerden birini yaratacak sosyo-kültürel altyapıya sahipti. Kendi tarihinin kim bilir en aydınlık dönemlerini yaşayan İslam dünyasında felsefenin hak ettiği ilgiyi gördüğü, Selçuklu saraylarında ise sentez bir Orta Doğu kültürü (Türk-Hint-Arap-Çin-Bizans) oluşmaya başladığı bir dönemde yaşayan düşünür, böylece nispeten etkisiz ve bilimsel bir öğrenim görmüş, Müslüman fakat felsefeyi günah saymayan bir toplum içinde özgürce felsefe ile ilgilenebilmiştir.

Hayyam, aynı zamanda dünya bilim tarihi için de önemli bir yerdedir.Günümüzde kullanılan Miladi ve Hicri Takvimlerden çok daha hassas olan Celali Takvimi'ni hazırlamıştır. Okullarda Pascal Üçgeni Fransız matematikçi Blaise Pascal'ın soyadıyla olarak öğretilen matematik kavramı aslına bakarsak Ömer Hayyam tarafınca oluşturulmuştur. Matematik, astronomi mevzularında dünyanın önde gelen bilim insanlarındandır. Biroldukça bilimsel çalışması olduğu bilinmektedir.

Pek çok Rubai ünü sebebiyle Hayyam'ınkilerine karıştırılmıştır, bilinen kadarıyla Rûbailerinin sayısı 158'dir. Fakat kendisine mal edilenler binin üzerindedir.

Ek olarak Ömer Hayyam için tarihteki ilk malum savaş karşıtı eylemci yakıştırması da yapılmaktadır.
Devamını Oku

GUGLİELMO MARCONİ KİMDİR?

Yirmi yaşındayken dünyanın bir ucundan öteki ucuna, telleri kullanmadan sinyal göndermeyi düşlüyordu. Yirmi üç yaşındayken, bunu başarmıştı. Çok az bilimsel eğitim sahibi olan bu genç adam, evinin tavan içinde çalışarak, sürecinin en önemli bilim adamlarının yapamadıklarını yaptı. 1895 senesinde, elektriğin kullanımı hemen hemen yeniydi. Yalnızca on dört yıl önce, evleri aydınlatmak için kullanılmaya başlanmıştı. O yıllarda mesajlar, telefon ve telgrafla rahatça gönderilebiliyordu. Fakat her iki komünikasyon sisteminin de yarattığı sorunlar vardı. Elektrik akımı geçerken bildirinin iletilebilmesi için tellere ve kablolara ihtiyaç duyuluyordu. Marconi'nin telsiz mesaj iletme düşüncesi, başkalarına bilimkurgu gibi görünüyordu. İlk başarıyı elde ettikten sonra Marconi, deneylerini bir büyük emin olarak sürdürdü. Önce tavan arasından bildiri gönderdi. Sonrasında bahçeden, daha sonra vadiden ve nihayetinde okyanustan... Bugün televizyon uyduları, ticari radyolar, lazer iletişim sistemleri ve artık " küresel köy " haline gelen dünyadaki tüm harikalar, onun merakı ve inadı sayesinde gerçekleşti.



İtalyan bilim adamı Guglielmo Marconi 12 Aralık 1901’de, İngiltere’deki Cornwall’dan Kanada’ya bağlı Newfoundland’e ilk Atlantik ötesi radyo sinyalini göndermeyi başarmıştı. Bu tarihî sinyalle, bugünün teknoloji uzmanlarının dillerinden düşürmedikleri “kablosuz bildirişimin” ilk büyük adımı da atılmış oldu.



Mors alfabesinde “s” harfini temsil eden üç noktadan oluşan mesaj 2.700 km mesafeyi kat ederek radyo sinyallerinin uzun mesafeleri kat edebileceğini ve dünyanın yuvarlaklığına rağmen uzun mesafelerden yakalanabileceğini kanıtladı. Bu buluş radyo, televizyon ve modern bildirişim araçlarına uzanan teknolojik gelişmenin öncüsü oldu. Aradan geçen yüz senenin arkasından aralarında Marconi’nin oğlunun da bulunduğu bilim severler iletinin göndermiş olduğu Cornwall’daki Poldhu noktasında bir araya geliyorlar.
Marconi’nin giriştiği deneme 20. Yüzyılın ilk günlerinde öteki bilim adamları tarafınca serüven olarak değerlendiriliyordu. Devrin bilim dünyası, elektromanyetik dalgaların düz dalgalar halinde ilerledikleri ve bundan dolayı dünyanın eğimi tarafından emilecekleri veya uzayda kaybolacakları gerekçelerini savunarak, uzun mesafeler arasında kablosuz mesajlaşmanın imkansız bulunduğunu savunuyorlardı.



Vakitinin bilimsel tabularını yıkan Marconi yaşamı süresince hayali olan radyo istasyonlarının dünyayı birbirine bağladığı günleri yaşayarak gördü. Ancak muhtemelen kendisi de, elde etmiş olduğu başarının, bir gün Poldhu noktasına gelecek habercilerin haberlerini fax, telefon, e - posta ve sms kanalıyla kablosuz olarak geçecekleri günleri getireceğini tahmin etmemişti.



İlk radyo yayını ne zaman yapıldı, ilk radyo yayını:


Alman fizikçi Herzt ve İtalyan fizikçi Guglielma Marconi, radyo için temel teşkil eden ilk çalışmaları yaptıklarında, tüm dünyada yoğun ilgiye mazhar olacak bir aletin oluşumuna katkıda bulunduklarını bilmiyorlardı. Malum ilk radyo yayını ABD’de 1906’da gerçekleştirilir, peşinden gelen yoğun talep, radyoların ve alıcıların çoğalmasını da beraberinde getirir. 1920’lerde tüm dünya radyoyla tanışırken ülkemizdeki, ilk tertipli radyo yayınları1927’de adım atar. Hayata dışarıdan dâhil edilen bu yabancı sesi, Türk insanı hemen benimser, yaşamının vazgeçilmezi yapar. Yediden yetmiş yediye tüm aile efradını kendine bağlayan, etrafında halkalar oluşturan radyolar, insanoğluın hayatına ayrı bir ses ve renk katar.
Devamını Oku

LUİS VİCTOR BROGLİE KİMDİR?

Luis Victor Broglie Doğum: 1892 Ölüm: 1987

Broglie bir Fransız soylusunun ikinci oğluydu. Adını Normandiya'nın küçük bir nahiyesinden alan Broglie ailesinden 17. Yüzyıldan beri yüksek rütbeli subaylar, politikacılar ve diplomatlar yetişmiştir. Louis de Broglie ağabeyi Maurice gibi bilim adamlığını meslek seçerek ailesinin bu geleneğini bozdu. Paris'deki aile malikânesinde iyi donatılmış bir laboratuar kuran Maurice de bir fizikçiydi.
     Ve atom çekirdeği üzerindeki deneysel çalışmalara önemli katkıları oldu. Louis fırsat buldukça ağabeyinin çalışmalarına katılıyordu fakat ona çekici gelen yalnızca fiziğin kavramsal yönü idi. Kendisini bir deneyciden yada mühendisten çok salt kuramcı, genel ve felsefi görüşleri özellikle çok seven biri diye tanımlar. I. Dünya savaşı sırasında fiziğin, pek az ilgilendiği teknik yönleriyle ilgili bir göreve getirildi.



        Broglie'nin atom fiziğinin sırları, yani bilimin çözülmemiş kavramsal problemleri diye adlandırdığı mevzuya ilgisi Alman fizikçileri Max Planck, Albert Einstein 'in çalışmalarına ilişkin olarak ağabeyinden öğrendiği bilgilerden doğdu, ama fiziği meslek olarak seçmesi uzun süre sonra oldu. 1909'da Sorbonne'da tarih öğrenimini tamamlamış olduktan sonra başladığı kuramsal fizik öğrenimini 1913'te tamamlamış oldu. Görevlendirildiği Fransız tarihini araştırma projesinden şiddetli bir fikir ayrılığından sonrasında çekildi. Ve doktora tezi için fiziğe ilişkin bir mevzu seçti.

     1924'te sunduğu doktora tezinde Broglie bilim dergilerinde daha önce yayınlanmış olan çığır açıcı elektron dalgaları kuramını geliştirdi. Atom boyutlarındaki maddenin dalga özelliklerine sahip olabileceği düşüncesinin temeli Albert Einstein’ın 20 yıl önce yapmış olduğu bir öneride yatıyordu. Einstein burada kısa dalga boylu ışığın kimi koşullar altında sanki parçacıklardan oluşmuş gibi davranılmış olduğunın gözlenebileceğini öne sürmüştü. Bu fikir 1923 'te doğrulandı. Fakat ışığın ikili niteliği, Broglie'nin maddeye böyle bir ikilik düşüncesi yüklemesiyle beraber bilim çevrelerinin onaylamasını kazanmaya başlamıştı.

  Broglie'nin bu önerisi atomdaki elektronların devinimine ilişkin hesapların ortaya çıkardığı bir soruya yanıt getirdi. Deneyler, elektronların çekirdek çevresinde devinmekte olması gerektiğini, ama belirlenemeyen nedenlerden ötürü bu devinimde kimi engellemelerin bulunduğunu gösteriyordu. Broglie'nin dalga özellikli elektron düşüncesi bu kısıtlamaların açıklanabilmesine olanak sağladı. Çekirdekteki yükün belirlediği sınırlar içinde kalmak durumunda olan bir dalganın sahip olabileceği biçimde belirlenmiş olacak ve atom sınırlarına uyamayan biçimdeki bir dalga, kendi kendisiyle girişime uğrayarak yok olacaktı. 1923'te Broglie bu görüşü ortaya attığında, parçacık özellikleri iyice belirlenmiş olan elektronun, kimi koşullar altında dalga benzer biçimde davranabileceğini gösteren asla bir kanıt yoktu.


Doktora tezinin bir kopyası rastlantı sonucu Albert Einstein'in eline geçti. Tezi coşkuyla karşılayan Einstein, Broglie'nin çalışmasının önemini açıkça vurguladı, ayrıca bu çalışmayı daha da geliştirdi. Böylece Avusturyalı fizikçi Erwin Schrödinger, bir varsayım olarak ileri sürülen bu dalgalardan haberdar oldu ve bu temeller üzerinde bir matematiksel sistemi, ileride fiziğin temel enstrumanlarından birini oluşturacak olan dalga mekaniğini kurdu.
Devamını Oku

LUİGİ GALVANİ KİMDİR?

Luigi Galvani, (Doğum:  9 Eylül 1737 –  Ölüm: 4 Aralık 1798)
Kas ve sinir hücrelerinin elektrik ürettiğini keşfeden İtalyan fizikçi.

Luigi Galvani Bologna - İtalya'da hayata merhaba dedi. Kimyasal yolla elektrik elde edilebileceğini keşfettiğinden bu işleme soyadından türetilen “galvanism” denmektedir. Galvani’nin yaptığı diğer araştırmalar onun kurbağa bacaklarının belirli bazı metallere temas etmesi sonucu refleks olarak hızla harekete geçmesinin bu hayvandaki iç elektrik sonucunda ortaya çıktığı sonucuna varmasına yol açmıştır.




Bu bağlamda İngilizcede “galvanize” kelimesi günlük hayatta birisini harekete geçirmek, şok etmek anlamlarında kullanılmaktadır. Daha sonrasında Galvani’nin arkadaşı Volta onun elektrik alanındaki çalışmalarını değerlendirerek önemli buluşlar yapmıştır.

Ayrıca elektrik akımını ölçmekte kullandığımız galvanometre de Galvani’den sonra onun adıyla anılmaya başlanmıştır. Galvani Bologna’da anatomi profesörlüğü yaparken 1797 yılında yeni cumhuriyete bağlılık yemini etmediği için üniversitedeki görevinden alındı, bir yıl sonra da öldü. Yaşamı boyunca hep bilim ve ilim için çalışmalar yürüttü.
Devamını Oku

JULES VERNE KİMDİR?

1828’de Fransa’da dünyaya geldi. Jules Verne, denizcilik geleneği olan bir ailenin çocuğuydu ve bu durum onun yazım hayatını derinden etkiledi. Küçük bir çocukken gemilerde tayfalık yapma hayali ile büyüdü. Fakat ailesi onun hukuk öğrenimi yapmasını istiyordu.1847’de hukuk öğrenimi görmesi için Paris’e gönderildi. Sadece Paris’teyken tiyatroya ilgisi derinleşti. 

1850’lerin sonlarında ilk oyunu yayınlandı. Babası, hukuk öğrenimini bıraktığını duyduğunda çok üzüldü ve harcamaları içingönderilen para kesildi. Bu konum Jules Verne’i öykülerini satarak para kazanmaya zorladı.


Paris’in kütüphanelerinde jeoloji, mühendislik ve astronomi okunarak geçirilen uzun saatlerden sonra, Jules Verne ilk kitabı Balonla Beş Hafta’yı yayımladı. Bu romanı, Dünya’nın Merkezine seyahat, Dünya’dan Ay’a ve Denizler Altında Yirmi Bin Fersah şeklinde romanlar izledi.


Jules Verne hem varlıklı bir hayal gücüne hem de müthiş bir öngörüye sahipti. Geleceği şaşılacak bir mutlaka görmüştü. Kitaplarını yazmadan önce evinde fizik deneyleri yaptığı söylenir.
Kitaplarında sözünü etmiş olduğu makineler bir gün buluş edildiğinde, hep onun verdiği isimler kullanılarak onurlandırıldı. Onun sınır tanımaz “hayal gücü”nün ürünü olan Nautilius adlı denizaltı, daha sonrailk “gerçek” nükleer denizaltıya ismini verdi. Ayın Çevresinde seyahat’ten sonra aya gidildi. Bilim ve teknoloji onun “icatlar ambarı”ndan çok yararlandı. “Back to the Future” filminde Dr. Brown'un zaman makinesi ve çocuklarının adları için esin kaynağı oldu.

Verne’in haritalara ve büyük keşiflere duyduğu sevgi, onu uzun bir zamana yayılan coğrafi hikâyeler dizisini yazmaya yöneltir. "Balonla Beş Hafta", "Deniz Altında Yirmi Bin Fersah", "Ay’a gezi", "Dünyanın Merkezine gezi" genellikle sıra dışı özellikler taşıyan karakterlerin akla hayale gelmez yerlere garip araçlar ve yöntemlerle gidişlerini anlatır. Çoğu, seyahatleri konu edinen bu serüven romanları hem çok beğeni kazanır bununla birlikte çok satar.



Jules Verne up uzun bir zamandan beri teknolojik öngörüsü olan bir kâhin ve bir gelecek habercisi olarak idraklandı. Bundan dolayı bilim adamlarınca da saygı görmüştür ve ilk ilhamlarını ondan aldıklarını ifade eden 20. Yüzyıl bilginlerinin sayısı da azca değildir.

Yazdığı eserlerin başarısında, yazım öncesi yapmış olduğu araştırmaların katkısı büyük olmuştur. Hiç çıkmadığı hatta yaşadığı dönemde çıkmasına olanak bile olmayan yolculukları hayal edip bunları kâğıda dökmüştür. Jules Verne'in, Osmanlı İmparatorluğu dönemindeki İstanbul'u anlattığı 1883 senesinde kaleme aldığı İnatçı Keraban adlı romanında hiç görmediği Osmanlı İmparatorluğu'nun iki şehrini; İstanbul ve Trabzon'u Hollandalı bir tüccar ile uşağının gaslınden muhteşem bir biçimde anlatması onun hayal gücü kadar araştırma becerisinin de bir göstergesidir.

Bilim kurgunun babası olarak anılan efsanevi yazar Jules Verne’in yazdığı kitaplardan bazıları şunlardır: Dünya’nın Merkezine seyahat, Dünyanın Ucundaki Fener, Balonla Beş Hafta, Denizler Altında Yirmi Bin Fersah, Yüzen Şehir, Dünya’dan Ay’a, Kaptan Hatteras’ın Maceraları.
Devamını Oku

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Son Yorumlar