kültür etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kültür etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

EŞEYSİZ ÜREME NEDİR?

İlkel yapılı canlılarda görülen ve tek bir ata canlının faaliyeti ile gerçekleşen üreme şekline genel olarak eşeysiz üreme denilmektedir. Tek bir ata canlının mitoz bölünme yapması ile oluşan yavrular ana canlının aynısıdır ve yavrular arasında çeşitlilik gözlenmez. Tek bir organizmadan oluşan yeni canlı sadece bu ana canlıdan aldığı genleri taşır. Eşeysiz üremede ploitlik yoktur.


Eşeysiz Üremenin Çeşitleri

1- Bölünerek Üreme: Burada bahsi geçen bölünme Mitoz ile bölünmedir. Tek hücreli canlılarda büyüyüp yetişen hücrenin ikiye ayrılması sonucu mitoz bölünme oluşur. Bu büyüme ya da iki ayrılma mito ya da amitoz olmasına göre her yöne doğru gerçekleşebilir. Örnek vermek gerekirse terliksi hayvanlarda (Latince: Paramesyum) bölünme enine gerçekleşirken, kamçılı hayvanlarda (Latince: Oğlana) bu bölünme boyuna gerçekleşmektedir.  Bölünerek üreyen diğer canlılara ise bütün okaryotik bir hücreli canlılar ile birlikte bakteri ve amipler örnek verilebilir.
2- Sporla Üreme: Sporlama üreme için ana canlının içerisinde gerekli üreme aşamalarını gerçekleştirip  spor oluşturması gerekmektedir. Oluşan sporlar herhangi bir döllenme gerçekleşmeden dışarı bırakılırlar. Zaten çok küçük olan bu sporlar şu, rüzgar ya da değişik dış etkenlerle hareket ederek yer değiştirirler. Uygun yeri bulan sporlar bölünerek çoğalırlar. Burada bölünmeden bahsedilen çimlenme şeklinde de kendini göstermektedir.  Aynı şekilde bakteriler kendilerini korumak için uygun olmayan koşullarda spor üreterek korunurlar. Ancak oluşturulan bu sporlar üremek için değil çevre şartlarında korunmak için kullanılmaktadır. Sporla üreyen diğer canlılara mantarlar, eğrelti otları, sıtma mikrobu ve çiçeksiz bitkiler örnek olarak gösterilebilir. Sporla üremeye aynı zamanda sporongo ismi de verilmektedir. Su yosunlarının oluşturdukları sporlara zoospor, mantarların oluşturduklarına ise ekzospor denilmektedir.
3- Tomurcuklanarak Üreme: Örnek vermek gerekirse bira mayası, sünger, medüz,  hidra ve polip mercanlarda görülen tomurcuklanarak üremede bu canlılar oluşturdukları çıkıntılardan yeni döller ve böylelikle de yeni canlılar meydana getirirler. Oluşan yeni canlılar ana canlıdan ayrılabileceği gibi ayrılmayarak koloni şeklinde de yaşayabilir.
4- Vejetatif Üreme (Vegetativ): Yüksek yapılı çiçekli bitkilerin genel olarak sahip olduğu üreme şeklidir. Bu üreme şeklinde de üreyen ana canlı ile oluşan yeni canlının kalıtsal özellikleri birebir aynıdır. Örnek vermek gerekirse, tohumsuz meyvelerden olan, muz, çekirdeksiz üzüm gibi meyveler vejetatif üreme yöntemi ile çoğalırlar. Tarımda yaygın bir biçimde kullanılan vejetatif üreme şeklinde yerel tarımda  aşılama, kalem aşısı, göz aşısı, ya da budak yama isimleri verilmektedir. Kalıtsal olarak özelliklerinin birebir olarak yeni bitkiye taşınmasının istendiği durumlarda kullanılan yöntem bu yöntemdir. Göz yaşı bitkisinde (Latince: Kalanchoe) yaprağın kenarlarında meydana gelen tomurcuklar yeni bitkicikler oluştururlar. Daha sonra ise dış etkenler ile bu bitkicikler ana bitkiden koparak toprağa düşerler. Toprağa düşen bu bitkiler ana bitkinin kalıtsal olarak bütün özelliklerini aynı şekilde taşıdığı yeni gözyaşı bitkileri meydana getirirler.
Aynı şekilde asma ve aşmaya benzer şekilde oluşan bahçe bitkilerinde de vejetatif bölünme görülür.
Vejetatif üreme de kendi içinde dörde ayrılır.
a- Çelikle Üreme: Kavak, çilek, söğüt, gül, üzüm vb. bitkilerden alınan çubukların (gövde ya da dallar) nemli bir ortamda (nemli bir toprak ya da özel bileşimli şu olabilir) köklendirilerek bir bitkiden bir çok sayıda yeni bitkinin üretilmesi olayıdır.
b- Yumru ile Üreme: En çok bilinen örneği patates olan ve gövde yumruları ile üreme şeklinde açıklanabilen üreme çeşididir. Göz bulunan yumru kısımların toprağın altına gömülmesi ile eşeysiz şekilde yeni bitkiler oluşur.
c- Sürünücü Gövde ile Üreme: En büyük örneği çileklerdir. Toprağın üstünde ya da altında sürünerek, sürünücü gövde ismi verilen bölgeleri ile üreyen bitkilerin üreme çeşitleridir.
d- Soğan ile Üreme: Zambak, lale ya da soğan gibi bitkilerde üremenin gövdenin en alt ucunda başladığı üreme şeklidir. Gövdenin en alt kısmında bulunan rizomlar yer altında uzamaya devam eder ve uygun koşullarda yeni bir bitki oluştururlar. Muzlar da bu şekilde üreyen bitkilere örnek verilebilir.

Eşeysiz Üremenin Genel Özellikleri

Yüksek yapılı bitkilerin vejetatif organlarından bunlara yaprak, kök ya da gövdeler örnek verilebilir, ana bitki ile aynı özelliklere sahip yeni bireyler oluşturması en belirgin eşeysiz üreme yöntemidir.
Eşeysiz üreme ile çoğalan canlılardan oluşan yeni canlı ana canlının kalıtsal olarak bire bir aynısıdır. Bu sebepten dolayı da aynı ana canlıdan oluşan yeni canlıların hepsi birbirinin aynısıdır. Bu sebepten dolayı eşeysiz üreyen canlılarda kalıtsal çeşitlilik meydana gelmez. Eşeyli üremede çoğalma mitoz üreme ile meydana gelir.
Eşeysiz üreyen canlılarda kalıtsal çeşitliliğin olmaması ve bu kalıtsal özelliklerin nesilden nesile aktarılıyor olması bu bitkilerin değişen dış koşullara göre uyum sağlama özelliğini de kısıtlar. Bazı bakteri ve paremesyumlarda eşeysiz üreme görülürken, bu bitkilerin zaman zaman eşeyli üreme ile çoğaldıkları da gözlemlenmiştir. Eşeyli üreme ile kıyaslandığında eşeysiz üremede üreme süresi çok hızlıdır.
Tek bir durum olan otomiksis durumu haricinde eşeysiz üreme ile oluşan yeni organizma ana organizmanın birebir kopyasıdır. Günümüzde eşeysiz üremenin hızlı popülasyon artımında iyi bir çözüm yolu olacağı düşünülmektedir. Gametlerin birleşmesi dışında oluşan üreme yöntemi manasına gelen agamogenez eşeysiz üremenin en kısa tanımıdır. Arkea, bakteri ve protistler gibi tek hücreli canlılar için eşeysiz üreme ana üreme yoludur.
Eşeysiz üremeyi eşeyli üremeden ayıran en önemli özelliklerden bir diğeri de bölünme olgunluğuna erişen bitkinin eşey hücresi oluşturmadan yavrular meydana getirebilmesidir. Eşeysiz üreme ile çoğalan hidra, deniz anası ve süngerler gerekli durumlarda eşeyli üreme de yapabilirler.
Birçok hayvan türünün en başta eşeysiz üreme ile çoğalıyor olmasına rağmen dağa sonradan eşeyli üremeye dönmesinin nedeni yaşam döngüleri boyunca eşeysiz üremenin herhangi bir kalıtsal gelişim sunmuyor olması olarak düşünülebilir.
Günlük hayatımızda da örneklerine sıkça rastladığımız bu üreme şekline bir örnek vermek gerekirse, misafirliğe gittiğimiz evlerde annelerimiz hoşuna giden çiçeklerden bir dal alarak şu içerisinde bekletmek sureti ile köklendirmesi sonrası toprağa dikerek aynı bitkiden elde etmesi bir eşeysiz üremedir. Ve Vejetatif Üreme çeşitlerinden çelik ile üremeye örnek gösterilebilir.
Yine aynı şekilde evlerimizden bir örnek vermek gerekirse hamur yoğurmadan önce şu dolu bir bardağın içine atılan bira mayasının daha sonra hamurun içine katılarak hamurun kabartılmasının sağlanması da yine aynı şekilde bir eşeysiz üreme örneğidir. Burada meydana gelen ise eşeysiz üremenin tomurcuklanarak üreme şeklidir.
Başka bir mantara ihtiyaç duymadan uygun koşullar oluştuğunda kendiliğinden çoğalan mantarlar ise yine aynı şekilde bir eşeysiz üreme örneğidir. Bu nedenle de değişen çevre şartlarına dayanıklı yeni bireyler değil ana bireyin birebir kopyası yeni bireyler elde edilir. Oluşan canlılar sadece mutasyon yolu ile bir kalıtsal değişiklik elde edebilirler. Eşeysiz üremenin en önemli avantajlarından bir tanesi olarak çok kısa sürede ve kısa aralıklarla çok sayıda yeni bireyin oluşabilmesi sayılabilir.

Devamını Oku

HAREZMİ KİMDİR?

Harezmi 780 yılında Özbekistan'ın Karizmi kentinde doğmuştur. Tam olarak adı Ebu Abdullah Muhammed bin Musa El-Harezmi'dir. Kendisini matematik tarihinin en büyük bilim adımı olarak tanımlayabiliriz. Çünkü cebirin ve algoritmanın kurucusudur. El Harezmi sadece matematikle değil hem de astronomi ve coğrafyayla da ilgilenmiştir. Batı dünyasında maksimum etkide bulunan bilim adamı diyebiliriz. Çalışmalarına Abbasi halifesi Mem'un tarafınca Bağdat Saray Kütüphanesine getirilmesiyle adım atmıştır. Daha sonrasında burada yabancı eserlerin tercümesini yapmak amacıyla kurulan bir çeviri akademisi olan Beyt'ül Hikme'de göreve başlar. Harezmi'nin bu kadar önemli bir bilim adamı olmasının sebebi yalnız cebirin kurucusu olması değildir aynı zamanda geliştiricisi de olmasıdır. Yaşamındaki bir çok büyük eserini Bağdat Saray Kütüphanesinde yapmıştır.


Harezminin ilk eserlerinden biri aritmetik alanındadır. Ancak bu alanda bıraktığı yaratıın orjinali kayıptır. Bu kitabın bu güne kadar gelmesinin sebebi Bathlı Adelard'an tarafınca Lâtinciye çevrilmesinden doğar. Bu kitabın adı De Numero Indorum (Hint Rakamları Hakkında)'dur. Bu kitabında on rakamlı konumsal Hint rakamlama ve hesaplama sistemini anlatmıştır. Batıdaki matematikçiler Romalılardan bu yana kullanılan harf sayı ve hesap sistemi yerine Hint rakam ve hesap sistemini kullanmayı bu yapıttan öğrenmişlerdir. Bu eserı batı dünyasındaki matematikçileri çok etkilemiştir. Daha sonra bu hesaplama sistemine Harezminin isminden türetilen algoritma (algorism) denmiştir. On rakamdan oluşan rakamlama sistemi ise, Harezmi tarafınca tanıtıldığı için Arap Rakamları yada kökeni Hindistan olduğu için Hint-Arap Rakamları denmiştir.

Harezminin eserleri: Harezminin en büyük eseri cebirdir. Kendisi cebirin kurucusu ve geliştiricisidir. Bu konuda yazılan ilk ve yaygınlaştırılan kitap El Kitabü'l Muhtasar fi Hisabi'l Cebr ve'l Mukabele 'dir. Harezminin bu eseri kendisine İslam ve batı bilim dünyasında çok ün kazanmıştırrmıştır. Batı dünyası ilk kez bu kitap sayesinde cebiri kullanmış ve öğrenmiştir. Bu yapıtta ana mevzular birinci ve ikinci dereceden denklemlerin çözümleri, binom çarpımları, çeşitli cebir problemleri ve miras hesabıdır. Harezmi cebirle ilgili çalışmalarında ikinci dereceden denklemler mevzu üzerinde çok durmuştur. Birinci dereceden denklemleri incelerken Yanlış Yolu İle Çözme Yöntemi'ni kullanmıştır. 

Harezmi'nin bu büyük yaratıı 12. Yüzyılda Chesterlı Robert ve Cremonalı Gerard tarafından Latinceye çevrilmiştir. Batı dünyası bu yapıttan çok fazla etkilenmiş ve cebiri bu sayede öğrenmiştir. Cebir batı dünyasında el-cebr isminden algebra'ya dönüştürülmüştür. Daha sonrasında batı dillerinde cebir algebra olarak tanımlanmıştır. Aynı süre Harezmi'nin bu yapıtı batı dünyasında cebirin kullanımının yaygınlaşmasında da büyük rol oynamıştır.

Harezmi Muhammed ibn İbrahim el-Fizari'nin Sanskrit dilinden Arapça'ya çeviri ettiği el-Sindhind (Siddhanta) adlı yapıtını Batlamyus'un Almagest'inden de yararlanarak düzeltmiştir. Muhtamelen bu yapıt iki ayrı şekilde çoğaltılmıştır. Bu yapıt kuramsal bilgilerde içeriyordu. Daha sonrasında bu eser Endülüslü gökbilimci Meslemetü'l Mecriti tarafınca güncelleştirilmiştir. Eserın bu versiyonu Bathlı Adelard'ın ve daha sonrasında muhtemelen Dalmaçyalı Hermann'ın gayretleriyle Latince'ye çevrilmiştir. Yapıtdaki en büyük gariplik Harezmi'nin açıları sinüs benzer biçimde trigonometrik fonksiyonlarla ifade ettiğini gösteren tablolar olmasıdır. Tabi bu tablolar bir çok sual işaretini ortaya çıkarmıştır çünkü Harezmi trigonometrik fonksiyonları biliyor muydu yoksa daha sonrasında Meslemetü'l Mecriti tarafınca mı eklenmiştir bilinmiyor.

 Sadece çoğu bilim tarihçisi sinüs ve kosinüsü ilk defa Harezminin kullandığını söylüyor. Tanjant ve kotanjantı ise Meslemetü'l Mecriti'nin eklediği iddia ediliyor. Fakat ne olursa olsun trigonometri İslam bilim yaşamına aittir. Trigonometrinin İslam dünyasının eseri olması bu konuda kafi bilgiye haiz olamamalarına rağmen islamın bilimi gerilettiğini iddia edenlere güzel bir cevaptır. Doğal olarak sadece trigonometri değil matematik, astronomi, coğrafya, fizik, tıp benzer biçimde bilim dallarında da İslam bilim dünyası çok ilerlemiştir.

Harezmi'nin önemli eserlerinden olan usturlabın yapımı ve kullanımını anlatan eseri kayıptır. Harezmi yalnız matematikle değil coğrafyayla da ilgilenmiştir. Batlamyus'un Coğrafya adlı yapıtını Kitabu Sureti'l Ard (Yer'in Biçimi Hakkında) olarak tercüme etmiştir. Bu sayede yunanlıların matematiksel coğrafya ile alakalı bilgilerin İslam bilim hayatına girmesinde büyük rol oynamıştır. Bu yaratı tercüme edilirken üzerinde eklemeler yapıldığından orijinalliğini biraz kaybetmiştir. Harezminin bu yapıtı önemli yerlerin enlem ve boylamlarını bildiren çok sayıda tablo içermektedir. Harezmi'nin en ilgi çekici eserlerinden biride Nil'in deposunı gösteren haritasının bulunmasıdır. Bu yapıt daha sonra Batlamyus-Harizmi Kuramı diye tanınmıştır. Harezmi 70 tane bilim adamıyla çalışarak 830 yılında dünya haritası çizmiştir. Dünyanın çevresini ve hacmini hesaplama çalışmalarında da yer almaktadır. Güneş saatleri, usturlaplar ve saatler üzerine yazılmış eserleri de vardır. Coğrafyanın yanı sıra astronomi biliminde de eserler bırakmıştır. Astronomik cetvellerle ilgili kitaplar yazmış ve bu eserler 12. Y.Y. Da Latince' ye çevrilmiştir.

Muhtemelen Türk olan Harezmi İslam bilim dünyasındaki yerini almıştır. Özellikle matematik alanında eserler bırakmış olan Harezmi'nin eserleri Batı bilim dünyasında hala kullanılmakta ve öğretilmektedir. Bu büyük İslam alimi 850 senesinde Bağdat'ta vefat etmiştir.
Devamını Oku

FERDİNAND PORSCHE KİMDİR?

Alman otomobil tasarımcısı sonraları "böcek" adı altında dünya genelinde satış rekorları kıran KdF- Wagen'i (otomobil) 1935'ten itibaren üretmeye başladı. Porsche, İkinci Dünya Savaşı'ndan sonrasında ilk spor otomobili geliştirdi. 

Porsche, Maffersdorf/Bohemia'da musluk tamircisi bir babanın oğlu olarak dünyaya geldi. Boş zamanlarında teknik ve elektrikle uğraştı. Liseyi bitirdikten sonra Viyana'ya giderek Teknik Üniversiteye dinleyici öğrenci olarak yazıldı. İlk işini elektrik motorları üreten bir işletmede buldu. 



Otomobil tutkusunun farkına burada vardı. Lohner-Porsche Porsche 1900'daki Paris Fuarı'nda, kendi buluşu olan ve dingillerindeki elektrik motorlarıyla çalışan otomobili sergiledi. 

Taşıt aracını Viyana saray otomobillerı yapımcısı Lohner şirketinin elemanı olarak yaptığı için, bu yeni otomobil Lohner-Porsche olarak tanındı. Bunun derhal peşinden düşüncesini daha da geliştirerek elektrik motorlarını bir benzin motoru vasıtasıyla besledi. Bu yeni tahrik biçimiyle şanzıman dişlisine gerek kalmıyordu. 

Porsche teknik müdür olarak Viyana Neustadt'taki Austro-Daimler şirketine geçti. Burada tanınmış bir uzun mesafe yarışı olan Prinz-Heinrich-Fahrt için yaptığı otomobille yarışı bizzat kazandı.


Porsche ayrıca uçak motorları ve Birinci Dünya Savaşın da topları taşıyan çekici araç tasarımcısı olarak kendisine bir isim yaptıktan sonra, savaşın ardından tasarladığı iki binek otomobiliyle Austro-Daimler'deki son başarılarına imza attı. 1923'te firmanın Stuttgart'taki merkezine teknik müdür ve tasarımcı olarak geçti. Avusturya'daki Steyr şirketinde kısa bir süre (1928-30) çalıştıktan sonra, 55 yaşında bağımsızlığı seçti. 


Kendi Şirketi Uluslararası bir şöhrete sahip olan Porsche, yorulmak bilmeksizin daha başka teknik yenilikler de geliştirdi ve çeşitli firmalar için komple yeni otomobiller tasarladı. 





Esnekliği dolayısıyla yüklenme halinde dönebilen bir amortisör elemanı olan döner çubuk yayınlayıcısını (süspansiyonunu) buldu. Sıkışık parasal durumunu, ardından gelen yıllarda Nasyonal Sosyalist rejimin önemli bir taşıt aracı danışmanı olarak düzeltti. İyi kişisel ilişkilerinin ve ortak çıkarlarının bulunduğu Hitler'in buyruğuyla Porsche, geniş halk kitlelerinin satın alabilecekleri sağlam bir otomobil tasarımına başladı. 



Hitler'in diğer koşulları şunlardı: Saatte 100 kilometrelik hız, 4-5 kişilik yer,100 kilometrede en fazla 8 litrelik benzin tüketimi, 1.000 RM'nin (Reichsmark) altında satış fiyatı. 1936'da 4 silindirli Boxer motorlu, 22 beygir güçlü ve 984 cc hacimli ilk 3 test otomobili hazırdı.



Sonradan "Volkswagen" (böcek) olarak adlandırılan hava soğutmalı otomobil, önce Alman İşçi Birliği çerçevesindeki Nasyonal Sosyalist Yardım Kuruluşu "Kraft durch Freude"den (Neşeden güç doğar) esinlenerek "KdF-Wagen" olarak piyasaya çıktı. Porsche genelde bu otomobilin mucidi olarak kabul edildiği halde asıl konstrüksiyon planları, tasarımını 1925'ten itibaren geliştiren ve Porsche'ye 1932'de bunları boş yere öneren Çekoslavakya'lı Bela Barenyi'ye aitti. 





Savaş İçin Tasarımlar 1937'de NSDAP'ye (Alman Nasyonal Sosyalist İşçi Partisi) giren Porsche bir yıl sonra SS'e de katıldı. Buna karşın, yalnız işini düşünen ve politikayla ilgisi olmayan bir insan olarak tanındı. Basit bir tasarımcıyken Wolfsburg'daki Volkswagen AG'nin kurucusu ve yöneticisi oldu. Porsche burada "böcek"in seri üretimine başladı. 



Yeni teknik gelişmelere tutkun olan Porsche, İkinci Dünya Savaşı'nda askeri araç üretimine ağırlık verdi. Alman Devleti'nin en büyük ulusal onur madalyasını aldıktan sonra "profesör" ünvanını kullanabilen zırhlı araç tasarımcısı olarak ön plana geçti. Ayrıca Volkswagen'i askeri amaçla cip ve yüzer araç haline getirdi. Porsche'nin işletmesi savaşın bitmesine bir yıl kala Gmünd/ Karnten'e nakledildi. 



Almanya'nın teslim oluşundan sonra tutuklanan Porsche bir Fransız cezaevinde kaldı. 1947'de kefaletle serbest bırakıldı. Bundan böyle, oğlu Ferry'nin yönetimi altında onarım işleri ve yedek parça üretimiyle ayakta kalmaya çalışan Karnten'deki fabrikasına kendini adadı. 



1948'de kendi adı altında tanınan, 40 beygir gücündeki bir VW motoruyla donatılmış olan ilk spor arabasını piyasaya çıkarttı. İşletmesi 1950'de tekrar Stuttgart'a nakledildi ve Porsche burada 75 yaşında öldü.
Devamını Oku

FARABİ KİMDİR?

Ebu Nasır Muhammed İbn el-Farah el-Farabi, (İS. 870)’de Türkistan’da Farab yakınında ufak bir köy olan Vasic’te dünyaya geldi. Ebeveynleri aslen İranlı soyundandır, fakat ataları Türkistan’a göç etmişlerdir. 

8. Ve 13. Yüzyıllar arasındaki İslam'ın Altın Çağı'nda yaşamış ünlü filozof ve bilim adamıdır.  Avrupa’da ‘Alpharabius’ olarak bilinen Farabi, bir generalin oğlu idi. İlk öğrenimini Farab ve Buhara’da tamamladı, fakat daha sonra, yüksek öğrenim için uzun bir süre şu demek oluyor ki 901- 942 içinde okumuş olduğu ve çalıştığı Bağdat’a gitti. Bu süre süresince, ilim ve hızla gelişen teknolojinin bir çok dalında olduğu şeklinde bir kaç dil üzerinde de ustalık kazandı. Altı Abbasi Halifesi’nin hükümdarlığı süresince yaşadı. Bir felsefeci ve bilim adamı olarak, çeşitli ilim dallarında büyük ustalık kazandı ve farklı dillerde bir uzman olarak aktarıldı.
Farabi bir çok uzak ülkeyi gezdi ve bir süre Şam’da ve Mısır’da çalıştı, fakat Halep’te Seyfü’d Devle’nin sarayını ziyaret edinceye kadar tekrar yine Bağdat’a geri geldi. Kralın sadık danışmanlarından biri olmuştur ve ününün uzak ve geniş bir biçimde yayılması burada Halep’te olmuştur. İlk yıllarında, bir Kadı (Hakim) idi, fakat sonradan meslek olarak öğretmenliği seçti. Kariyeri boyunca, büyük zorluklara katlandı ve bir keresinde bir bahçenin bakıcısı bile oldu. HS. 339 / İS. 950′de 80 yaşlarındayken Şam’da bekar olarak öldü.



Farabi, fen bilimine, felsefeye, mantığa, sosyolojiye, tıbba, matematiğe ve müziğe epeyce katkıda bulunmuştur. Başlıca katkıları felsefeye, mantığa ve sosyolojiye olmuş benzer biçimde görülmektedir ve, elbet, bir Ansiklopedici olarak da göze çarpmaktadır. Bir felsefeci olarak, Platon ve Aristo felsefesini İslam felsefesi ile bağdaştırmaya çalışan bir Yeniplatoncu (Neoplatonist) olarak sınıflandırılabilir ve onun orijinal katkılarını kapsayan birkaç diğer konudaki çok sayıda kitabına ek olarak Aristo’nun fiziği, meteorolojisi, mantığı, vb. üzerine bazı zengin açıklamalar yazmıştır. İslam felsefe geleneğinde, ‘ilk öğretmen’ olarak malum Aristoteles’ten sonrasında ‘İkinci Öğretmen’ (el-muallimü’s-sani) olarak anılır. Farabi’nin önemli katkılarından biri de mantık çalışmasını iki kategoriye, doğrusu, Tahayyül (düşünce) ve Subut (ispat), bölerek kolaylaştırması idi.


Sosyolojide, ünlü olan Erdemli Şehir (Ara Ehli’l-Medineti’l-Fazıla) haricinde birkaç kitap yazdı. Psikoloji ve metafizik üzerine kitapları büyük ölçüde kendi çalışmalarını yansıtmaktadır. Aynı zamanda müzik üzerine de Müzik Kitabı(Kitab’ül-Musika) başlıklı bir kitap yazmıştır. Müzik sanatı ve bilimi üzerine büyük bir uzman idi ve müzik notaları bilgisine katkıları yanında, birkaç müzik enstrümanı da icat etti. Enstrümanını insanları istediği anda ağlatıp güldürebilecek kadar iyi çaldığı anlatılmaktadır. Fizikte, boşluğun varlığını göstermiştir. Kitaplarının çoğunun kaybolmasına karşın, 43 mantık üzerine, 11 metafizik üzerine, 7 terbiye üzerine, 7 politika bilimi üzerine, 17 müzik, tıp ve sosyoloji üzerine ve de 11′i tefsir olmak üzere 117 eseri bilinmektedir. Daha ünlü kitaplarından bazıları, çeşitli ilim merkezlerinde birkaç yüzyıl boyunca bir felsefe ders kitabı olarak kalmış olan ve Doğu’da bazı kurumlarda halen öğretilmekte olan Fusus al-Hikam kitabını içermektedir. Kitab al-Isa al-Ulum kitabı, bilimin sınıflandırılmasını ve esas ilkelerini yeknesak ve faydalı bir tarzda incelemektedir. Ara Ehli’l-Medineti’l-Fazıla ‘Model Şehir’ kitabı sosyoloji ve siyaset bilimine ilk önemli katkıdır.

Farabi birkaç yüzyıl boyunca bilim ve ilim üzerinde büyük bir etki bırakmıştır.Farabi, sonradan bir Neoplatonik yazarın eseri olduğu ortaya çıkmasına karşın, Aristoteles’e mal edilen Teolojisi kitabını,Aristoteles’in yazdığını sanmıştır. Buna karşın felsefede yüzyıllar süresince ikinci öğretmen olarak kabul edilmiştir ve felsefe ve tasavvufun sentezini amaçladığı eseri, İbn Sina’nın çalışmasının yolunu açmıştır.



Akılcılıkla İslamı Bağdaştırmaya Çalışan İlk Türk Düşünürü: FARABİ
Farabi (Faraplı) diye anılan Ebu Nasr Muhammet (870-950), eski Grek felsefesini yorumlayan ve geliştiren bir felsefeci olarak tanınmaktadır. O İslam dinine felsefi bir nitellik kazandırmak, İslamiyetle Platon(Eflatun) ve Aristoteles felsefelerini bağdaştırmak istemişti. Bundan dolayı İslam felsefesinin kurucusu sayılmış,hem de kendisine Aristoteles’ten sonrasında gelen ikinci öğretmen anlamında “hace-i sani” unvanı verilmiştir. Bunun haricinde onun politika sosyolojisi ile ilgili olarak yazdığı Erdemli Şehir adlı eseri de ününü artırmıştır. Farabi, bu kitabında faziletli bir devletin ve onun başkanının iyi mi olması,ne benzer biçimde nitelikler taşıması gerektiği üzerinde durmuştu. Nihayet onun bir bilim sınıflaması yapması ve ayrıca müziği bir bilim dalı olarak ele alıp değerlendirmesi de belirtilmeye değer.(Ş. Turan, Türk Kültür zamanı, s: 164)Farabi (872-950),İslam uygarlığında siyaset felsefesinin kurucusudur. Politika felsefesi ile ilgili temel düşüncelerini “Fusul al-Madani”, “ Medine-i Fadıla”(Erdemli Şehir) ve “ Kitab es-siyaset” başlıklı eserlerinde ortaya koymuştu. Erdemli Şehir adlı yapıtında Eflatun’un ‘Cumhuriyet’inden yararlandığı anlaşılıyor. Doğu felsefesi ile eski Yunan felsefesini birleştirmeye, uzlaştırmaya çalıştı.


Siyasal alanda eski Yunan felsefesi,Arap düşüncesine 9. Yy’da El-Kindi ile girmişti. Eflatun’un ve Aristo’nun eserlerinin Arapça çevirilerinden yararlanan El-Kindi, devlet yönetimi ile ilgili bir düzine risale yazmıştı. Bununla beraber İslam uygarlığında politika felsefesinin kurucusu olarak Farabi bilinir. Farabi, devlet felsefesi ile ilgili temel düşüncelerini “Fusul al-Madani”, “Medine-i Fadıla” ve “ Kitab es-siyaset” başlıklı eserlerinde ortaya koymuştur. Bue eserlerde,devleti Aristo benzer biçimde uzuvcu bir yaklaşımla ele almış ve nasıl insan vücudu belli organlardan oluşuyorsa,çeşitli düzeydeki toplumların da belli organlardan oluşan bir yapıya sahip olduklarını iler süre gelmiştir. Farabi bu konuda,Eflatun’un “Cumhuriyet”inden esinlendiği anlaşılan, beş tabakalı bir Erdemli Şehir (”Medine-i Fadıla”) tablosu çizmiştir. Bu siyasal birimin başında bir “felsefeci-hükümdar” bulunacak,eğer böyle biri yoksa devleti ya bir grup yahut kanun ve gelenekleri iyi bilen biri yönetecektir. Toplumun tabakaları birbirlerine sevgi ile bağlı olacaklar ve topluluğun yönetimine “hakkaniyet” ilkesi egemen kılınacaktır. Farabi, devlet hayatı ile ilgili ilkeleri sayarken, ilk başlarda “hakkaniyet”i belirtmekte ve “ hakkaniyet toplum mensuplarının paylaştıkları tüm iyi şeylerin başında gelir” demektedir. Burada “Prenslerin aynası” geleneğini oluşturan, doğu felsefesi ile eski Yunan siyasal düşüncesini birleştiren temel bir ilke ile karşı karşıyayız.


Farabi’nin düşüncesi,kendisinin ölümünden yüzyıllarca sonra bile tesirini sürdürmüş,Osmanlı uleması tarafınca da okunan ve sık sık anılan eserlerden biri olmuştur. Bu etkileme zincirinin en önemli halkalarını, Sasani devlet ilkelerini de Emevi döneminden itibaren özümleyen Arap devletleriyle, Selçuklu devleti teşkil etmiştir. 17. Yy’da yazman Çelebi, Keşf-ül-Fünun’(Fenlerin Keşfi)u yazarken Osmanlı medreseleri “ilm-i siyaset” alanında kitaplarla doluydu.
Devamını Oku

EL KİNDİ KİMDİR?

Ebu Yusuf Yakup İshak El-Kindi MS.801 civarında Küfe'de dünyaya geldi. Babası Harun el-Reşit'in bir memuru idi. El-Kindi; el-Memun, el-Mutasım ve el-Mütevekkil'in bir çağdaşı idi ve büyük ölçüde Bağdat'ta yetişti. Mütevekkil tarafınca resmi olarak bir hattat olarak göreve getirildi. Onun felsefi görüşlerinden dolayı, Mütevekkil ona sinirlendi ve bütün kitaplarına el koydu. Sadece, bunlar sonradan iade edildi. El-Mutamid'in hükümdarlığı esnasında 866'te öldü. 

El-Kindi, bir filozof, matematikçi, fizikçi, gök bilimci, hekim, coğrafyacı ve hatta müzikte bir uzman idi. Onun bu alanların tamamına özgün katkılar yapmış olması şaşırtıcıdır. Eserlerinden dolayı, Arapların Filozofu olarak bilinir. 
Matematikte, sayı sistemi üzerine dört kitap yazmıştır ve modern aritmetiğin büyük bir bölümünün oluşturulmasını hazırlamıştır. Arap sayılar sisteminin büyük ölçüde el-Harizmi tarafınca geliştirilmiş olduğundan şüphe yoktur, ancak El-Kindi de bu konu üzerine zengin katkılarda bulunmuştur. Bununla beraber, astronomi ile ilgili çalışmalarında yardım etmesi için küresel geometriye de katkıda bulunmuştur. 


Kimyada, baz metallerin kıymetli metallere dönüştürülebileceği fikrine karşı gelmiştir. Hüküm süren simya ile ilgili görüşlerin aksine, kimyasal reaksiyonların elementlerin transformasyonunu meydana getiremeyeceğin de ısrarlı olmuştu. Fizikte, geometrik optiğe zengin katkılarda bulunmuş ve bunun üzerine bir kitap yazmıştır. Bu kitap daha sonrasında Roger Bacon gibi ünlü bilim adamlarına rehberlik ve esin elde etmiştir. 

Tıpta, başlıca katkısı, dizgesel olarak o vakit bilinen tüm ilaçlara uygulanabilecek dozları belirleyen ilk fert olması gerçeğini kapsamaktaydı. Bu, hekimler içinde reçete yazmada zorluklara neden olan dozaj üzerine yargı süren çelişkili görüşleri çözmüştür. 

Onun süresinde müziğin bilimsel yönlerine ilişkin çok azca şey bilinmektedir. Armoni üretmek için bir araya getirilen çeşitli notaların her birinin belirli bir perdeye haiz olduğuna dikkat çekmiştir. Bundan dolayı, perdesi çok düşük yada çok yüksek olan notalar hoş değildir. Armoninin derecesi notaların frekansına bağlıdır, vb. Bununla birlikte bir ses çıkarıldığında, bunun havada kulak zarına çarpan dalgalar oluşturduğu gerçeğini ileri devam etmiştir. Eseri perdenin belirlenmesi üzerine bir terkim usulünü içermekteydi. 

O, üretken bir yazardı: onun tarafından yazılan kitapların toplam sayısı 241 idi. Göze çarpanları, aşağıdaki benzer biçimde bölünmüştü: Astronomi 16, Aritmetik 11, Geometri 32, Tıp 22, Fizik 12, Felsefe 22, Mantık 9, Psikoloji 5, ve Müzik 7. 

Buna ilaveten, onun tarafından yazılmış çeşitli biyografiler, gelgitler, astronomi ile ilgili cihazlar, kayalar, kıymetli taşlar vb. Ile ilgilidir. Bununla beraber, Yunanca eserleri Arapça'ya çeviren ilk tercümanlardan biriydi, fakat bu gerçek onun sayısız özgün eserleri tarafından büyük ölçüde gölgelenmişti. Kitaplarının çoğunun artık mevcut olmaması büyük bir talihsizliktir, fakat mevcut olanlar onun çok yüksek alimlik standardını ve katkılarını ortaya koymaktadır. Latince'de Alkindus olarak bilinir ve çok sayıdaki kitabı Cremonalı Gherard tarafınca Latince'ye çevrilmiştir. Orta çağ boyunca Latince'ye çevrilen kitapları Risale der Tanzim, İhtiyarat'ül-Ayyam, İlahiyat-e-Aristu, el-Mosika, Met-o-Cezr, ve Edviyeh Murakkaba idi. El-Kindi'nin bilim ve felsefenin gelişimine etkisi, dönemdeki bilimlerin uyanışında önemlidir. Orta Çağda, Cardano onu en büyük on iki dahiden biri olarak düşünmekteydi. Eserleri, hakkaten, yüzyıllar boyunca, başta fizik, matematik, tıp ve müzik olmak üzere çeşitli konuların ilerideki gelişimine önderlik etmiştir.
Devamını Oku

EL CEZERİ KİMDİR?

Bu bilim adamı çağımızdan yüzlerce yıl önce keskin zekası ile elektrik kullanmadan yalnız su ve mekanik parçalarla çalışan makineler yapmış ve günlük hayata aktarmıştı. Adı Cizreli Eb-ül-İz olan bu mucit bundan 800 küsur yıl önce 1100–1200 senelerinde  yaşadı. Dolayısıyla Eb-Ül-İz bütün icatlarını Leonardo’dan tam 150 yıl önce yapmış ve kitaplaştırmış. 

Selçuk Türkleri zamanından bahsediyoruz. Bu inanılmaz öykünün tek kanıtı yüzyıllara dayanmış ve müthiş icatların resimleriyle dolu orijinal kitabın el yazması kopyaları. Her zamanki gibi biz kendi bilim adamımızı tanımazken yurtdışında bilimsel kürsülerde ve tüm bilgisayar / sibernetik kitaplarında su mekaniği referanslarda yer alıyor. Tarih bize neler söylüyor? Artukoğulları Güneydoğu Anadolu'yu fethederler. 



Şimdiki Mardin , Cizre’de buluşlar yapan Abdülaziz İsmail bin Razzaz başkent Diyarbakır’a çağrılır. Yirmi beş yıl süresince üretir ve üretir. Hükümdarların büyük takdirini toplar ve hükümdar (Eb’ül Feth Mahmut İbn-i Mahmet İbn-i Karaaslan . Ne uzun isim değil mi?) tarafından bu kitabı yazmakla görevlendirilir. Verimli hayatının büyük başarılarına rağmen son aşama alçak gönüllü bir üslubu olan Eb-ül-iz 1183 yılında başlayıp 25 yıl süren icatlar kataloğunu o zamanlar resmi dil olan Arapça ile yazar.

Cezeri, bilim ve teknoloji tarihinde yaptığı olağanüstü buluşlarla ve otomatlarla bilinmektedir. Bu konuda yazmış olduğu Makine Yapımında Yararlı Bilgiler ve Uygulamalar adlı eseri bu alanda yazılmış en ünlü ve en mükemmel kitaptır. Bu kitabın giriş bölümünde kitabı kaleme alış nedenini şöyle anlatır: "Bir gün Sultanın huzurundaydım ve yapmamı emrettiği şeyi getirmiştim... Ne planladığımı anladı… Bana şöyle dedi, 'eşi olmayan çalgılar yapmış, onları gücünle işler duruma getirmişsin. Seni yoran ve kusursuz şekilde inşa ettiğin bu şeyler kaybolup gitmesin. Benim için icat ettiğin bu çalgıları bir araya toplayan ve her birinden ve resimlerinden seçmeleri kapsayan bir kitap yazmanı istiyorum. Onun önerilerini kabul ettim… gerekli çalışmayı yapmak üzere gücümü topladım ve bu kitabı kaleme aldım." 

Cezeri, kitabında 50 aracın detaylı tasarımını verir. Bu araçların 6'sı su saati, 4'ü mumlu saat, 6'sı ibrik, 7'si eğlence fakatçlı kullanılan çeşitli otomatlar, 3'ü abdest almak için kullanılan otomat, 4'si kan alma teknesi, 6'sı fıskiye, 4'ü kendinden ses çıkaran araç, 5'i suyu yukarı çıkartan araç, 2'si kilit, 1'i açıölçer, 1'i kayık su saati ve Amid kentinin kapısıdır. 

Bu çalgılar hava, boşluk ve denge prensipleri ile çalışıyordu. Hava ve atmosferin özellikleri çok eskiden beri insanoğlunun ilgisini çekmiş ve meydana getirilen çalışmalar sonucunda ulaşılan kuramsal bilgiler sayesinde olağanüstü enstrümanlar üretilmiştir. Mekanik çalgıların inşasında hava ve boşluk kadar, denge de temel prensipler¬den birini oluşturmuştur. Bu prensipler M.Ö. 3. Yüzyıldan beri bilinmekteydi. Yunan Dünyasın da hava, boşluk ve denge prensipleri üzerine Ctesibios (M.Ö. 3. Yüzyıl), Philon (M.Ö. 2. Yüzyıl) ve Heron (M.Ö. 1. Yüzyıl) tarafından çalışmalar yapılmış ve bu çalışmalar sonucunda da çeşitli çalgılar geliştirilmiştir.

 Bunların içinde Archimedes (M.Ö. 287–212)’i de saymak gerekir. Ancak Cezeri yardımıyla hava, boşluk ve denge konusuna ilişkin kuramsal ve pratik bilgiler doruk noktasına ulaşmıştır. O bu araçları geliştirmekle kalmadı, bu çalgılarda kullanılan özel parçaları da çok daha dakik ve duyarlı hâle getirdi. Örneğin; bu tip çalgılarda kullanılmak üzere çok kırılgan kefeler hazırladı. Cezeri'nin yaptığı kefe, ortası geniş, kenarlarına doğru darlaşan, bir yarım kayık kap şeklindeydi. Alt kenarı yakınına açılmış iki delikten bir mil geçiyor ve kefe bu milin üzerinde hareket ediyordu. Kefenin arkası, su ile doldurulduğunda dengede duracak halde ağırlaştırılmıştı. Eğer kaba kapasitesinden bir damla daha çok su ilave edilirse ucu öne doğru eğiliyor ve boşaldıktan sonrasında denge konumuna geliyordu. Bu derece duyarlı kefeleri ilk kere Cezeri yapmıştır. 

Cezeri’nin yaptığı çalgılar içinde;

 Fil Su Saati, Tavus Kuşlu İbrik, Mumlu Saatler, Abdest Almak İçin Otomatlar, Fıskiyeler, Suyu Yukarı çıkaran çalgılar bulunmaktadır. 

Bu kitabın üç nüshası kütüphanelerimizde 800 yıl durur ama bir birey çıkıp uygulayıp Teknoloji çağına hem bizim hem dünyanın bir ihtimal 500 yıl önce girmesini sağlayamaz. Geçte olsa Avrupalılar tarafından yinede bizden önce keşfedilir. Otomatik Makineler tarihinde “Çağın Doruğuna Erişmiş Büyük Mühendis İbni Razzaz Cesari adıyla saygıyla anılır. Neden buluşları bu kadar önemlidir? İlk olarak mekanizmalar süresinın çok ötesindedirler. Enerji kaynağı, yönetim mekanizması ve feedback (geribesleme) sistemlerinin tümünün su, buğu gücü ve havanın itiş gücü ile yapılmış olması mucize gibidir. Üstelik tüm buluşlar insanımsı, estetik değerlere haizdir. Ayrıca buluşları hayal ürünü değildir. 

Alman Profesörü Widemann tarafından yeniden üretilip çalıştırılmışlardır. (Erlangen Üniversitesi) Çağın harika Bilgini (Bedi-ül vakit Abdulaziz İbn-i al-Razzaz al Cesari) lakaplı Eb-ül-iz ‘in kitabının kendisi kayıptır fakat kopyaları, Topkapı Sarayı Üçüncü Ahmet Kütüphanesi (iki elyazması) ile Ayasofya Kütüphanesinde bulunur. (66 sayfası neyin kıymetli bulunduğunu anlayanlar tarafınca çalınmış olarak) Daha sonra Kültür Bakanlığı bu kopyadan “Olağanüstü Mekanik araçların Bilgisi Hakkında Kitap” adında 3000 adet tıpkıbasım kitap basmıştır. (ISBN 975-17-0698-X Kültür Bakanlığı - 1990)

Kaynak: Cezeri, el-Câmi beyne’l-İlm ve’l-Amel en-Nâfi Fî Sınaâti’l-Hiyel, (Makine Yapımında Yararlı Bilgiler ve Uygulamalar) Çeviri, İnceleme ve Teknik Açıklamalar: Sevim Tekeli, Melek Dosay ve Yavuz Unat, Türk Tarih Kurumu, 2002.
Devamını Oku

DAVİD HİLBERT KİMDİR?

Bir Alman matematikçisi olan David Hilbert, 1862 senesinde Königsberg'de doğdu. 1895 ile 1929 senelerİ arasında Göttingen Üniversitesinde profesörlük yaptı. Yirminci yüzyılın adım başların da, Alman matematik okulunun önderi sayılır. 1897 senesinde cisim terimini ve cebirsel sayılar cisminin kuramını kurdu. 1890 yıllarındaki ilk çalışmaları esnasında, cebirsel geometri ve modern cebirde önemli bir rol oynayan çok terimli idealleri kuramının temellerini atarak, invaryantlar kuramının temel kanunlarını ortaya koymayı başardı.


1899 senesinde, geometrinin temelleri üstüne araştırmalarının bit sentezi olan "Geometrinin Temelleri" adlı eserini yayınladı. Bu, matematiğin çeşitli bölümlerinde aksiyomlaştırma amacına yönelen bir çok verimli çalışmaya yol açtı. Somut görüntülere başvurmaktan kaçınan Hilbert, noktalar, doğrular ve düzlemler diye adlandırdığı "Üç nesne sistemini" matematiğe soktu.

Ne oldukları kati olarak gösterilmeyen bu nesneler, beş grupta toplanmış yirmi bir aksiyomla açıklanan bazı ilişkiler ortaya koyar. Ait olma, sıra, eşitlik yada denklik, paralellik ve süreklilik aksiyomu bunlardandır. Bundan sonrasında, aksiyomlardan birinin yada öbürünün doğrulanmadığı geometriler kurdu. Temel terimleri kendilerine aksiyomlarla yüklenen özelliklerden başka özelikleri bulunmayan mantıksal varlıklar olarak ele aldı.

Klasik matematiği savunmak ve ondaki apaçıklığı göstermek için Brouwer ile giriştiği tartışmalar, matematikte geniş biçimli incelemelere yol açtı. 1943 yılında Göttingen'de öldü.
Devamını Oku

DANİEL GABRİEL FAHRENAYT KİMDİR?

Fahrenayt Nedir?

Erimekte olan buzun sıcaklığını 32 °C, kaynar suyun buhar sıcaklığını 212 °C'de gösterebilecek biçimde tasarlanmış, bulunan bir tür termometre.

Daniel Gabriel Fahrenheit  Kimdir?

Daniel Gabriel Fahrenheit veya Gabriel Daniel Fahrenheit, 24 Mayıs 1686 Danzig'da dünyaya geldi, 16 Eylül 1736 Lahey'de öldü; Alman fizikçi.

Hollanda ve İngiltere gezilerinde deneysel fizik ve meteoroloji alanlarında kullanılan kimi enstrumanların yapımını öğrendi. 1710 da yaptığı termometre başlangıç noktası olarak soğuk bir karışımın sıcaklığını bitiş noktası olarak da ağız boşluğunun sıcaklığını ilke saydı. Daha sonra bu termometreyle ölçtüğü suyun donma sıcaklığını 32, kaynama sıcaklığını da 212 derece olarak saptayarak doğrusu °F simgesiyle gösterilen Fahrenheit derecesi ölçeğini ortaya koydu. 1720 termometresini daha da geliştirerek ispirto yerine ilk kere civayı kullandı. İngiltere'de, Royal Society üyeliğine seçildi. 


Maddenin kaynama noktasının hava basıncıyla değiştiğini gösterdi. 1721'de suyun aşırı soğuma özelliğini 1724'te de içine tuz karıştırılan suyun donma ve kaynama sıcaklıklarının değiştiğini ortaya koydu. Günümüzde İngiltere ve ABD'de sıcaklık ölçü birimi olarak kullanılmakta olan Fahrenheit derecesi ile Celsius derecesi arasında

TFahrenheit = 1,8 · TCelsius + 32 şeklinde bir bağlarıntı vardır.
Devamını Oku

LEONARDO DA VİNCİ KİMDİR?

Leonardo, genç bir noter olan Ser Piero da Vinci'nin ve muhtemelen bir çiftçi kızı olan Caterina'nın evlilik dışı çocuğu olarak İtalya'da, Floransa kentine bağlı Vinci kasabası yakınlarındaki Anchiano'da hayata merhaba dedi. 

Leonardo Avrupa'daki çağdaş isimlendirme kurallarının oluşmasından önce dünyaya gelmişti; bu nedenle tam adı, "Vincili Piero'nun oğlu Leonardo" manasına gelen "Leonardo di Ser Piero da Vinci"dir. Leonardo eserlerini ya "Leonardo" veya "Io, Leonardo (Ben, Leonardo)" olarak imzalamıştır. 



Her ne kadar somut kanıtlar bulunmasa da, Leonardo’nun anası Caterina'nın Piero'ya ilişik olan Ortadoğu da yüce bir köle olduğu tahmin ediliyor. Leonardo’nun doğduğu yıl, babası Albiera adındaki ilk eşi ile evlendi, Caterina ile ise hiçbir vakit evlenmedi. 
Leonardo’ya bebekliğinde annesi baktı, ancak bir kaç yıl sonra annesi başka biriyle evlendirilerek komşu kasabaya yerleşince Leonardo, babasının da nadiren uğradığı büyük babasının evinde yaşamaya başladı, arada sırada Floransa’ya babasının evine giderdi. Babasının ilk eşinden çocuğu olmadığı için aileye kabul edilebilmişti fakat hiçbir zaman meşru bir çocuk olarak görülmedi ve amcası Francesco haricinde ailesindeki kimseden sevgi görmedi. 


14 yaşına kadar Vinci’de yaşayan Leonardo, büyük anne ve büyük babasının ardı ardına ölmesi üzerine 1466’da babası ile birlikte Floransa’ya gitti. Evlilik dışı çocukların üniversiteye gitmesi yasak olduğundan üniversite öğrenimi görme şansı yoktu. Ufak yaştan itibaren çok güzel çizimler icra eden Leonardo’nun resimlerini babası, devrin ünlü ressam ve heykeltraşı Andrea del Verrocchio'ya gösterince, Verrochio kendisini çırak olarak yanına aldı. Leonardo onun yanında Lorenzo di Credi ve Pietro Perugino gibi ünlü sanatçılarla çalışma fırsatı buldu. Atölyede bir tek resim yapmayı değil, lir çalmayı da öğrendi. Büyük ihtimalle eş cinsellikle de bu atölyede tanıştı. 1476’da oğlancılıkla kabahatlandığın da yargılandı ve suçsuz bulunmuş oldu. İdam korkusu ve utançla tanıştı. 



Floransa’yı 1482’de terk ederek Milano Dükü Sforza’nın hizmetine girdi. Dükün hizmetine girebilmek için köprüler, silahlar, gemiler, bronz,mermer ve kilden heykeller yapabileceğini anlattığı ancak göndermediği mektup bütün zamanların en olağanüstü iş başvurusu sayılır. 
Leonardo, 1499’da şehir Fransızlar tarafınca alınıncaya kadar 17 yıl süresince Milano Dükü için çalıştı. Dük için bir tek resim ve heykeller yapmak, festivaller organize etmekle uğraşmadı; hem de binalar, makineler ve silahlar geliştirdi. 1485 - 1490 yıllarında doğa, mekanik, geometri, uçan makineler, kiliseden kale ve kanal yapımına kadar her türlü mimari ile ilgilendi; anatomi çalışmaları yaptı; öğrenciler yetiştirdi. İlgi alanı o denli genişti ki başladığı çoğu işi bitiremiyordu. 1490 - 1495 senelerinde çalışmalarını ve çizimlerini deftere kaydetme alışkanlığı geliştirdi. 

Bu çizimler ve defter sayfaları, müzeler ve kişisel koleksiyonlarda toplanmıştır. Bu koleksiyonculardan birisi de Leonardo’nun hidrolik alanındaki çalışmalarının el yazmalarını toplayan Bill Gates’dir. 

1499’da Milano şehrinin Fransızlarca alınmasından sonra şehri terk eden ve yeni bir koruyucu aramaya başlayan Leonardo, 16 yıl boyunca İtalya’da gezi etti. Pek çok kişi için çalıştı, çoğu eserini yarım bıraktı. 

İnsanlık tarihinin en iyi resimlerinden birisi kabul edilen Mona Lisa için 1503’te çalışmaya başladığı söylenir. Bu resmi bitirdikten sonrasında hiç yanından ayırmamış, tüm seyahatlerinde yanında taşımıştı. 1504’te babasının ölüm haberi üzerine Floransa’ya döndü. Miras hakkı için kardeşleri ile savaşım verdi ancak çabası neticesiz kaldı. Sadece çok sevdiği amcası tüm varlığını ona bıraktı. 



1506 senesinde Leonardo, bir Lombardiya aristokratının 15 yaşındaki oğlu olan Kont Francesco Melzi'yle tanıştı. Melzi, hayatının geri kalanında onun en iyi öğrencisi ve en yakını oldu. 1490’da 10 yaşında iken korumasına aldığı ve Salai adını verdiği genç de 30 yıl süresince onunla beraber olmuş, sadece öğrencisi olarak malum bu genç hiçbir sanat içerikli ürün üretmemişti. Leonardo, sevgilisi oldukları da sık sık iddia edilen bu iki dostla İtalya’yı birlikte dolaşmıştı. 

1513 - 1516 arasında Roma’da yaşadı ve Papa için geliştirilen çeşitli projelerde yer aldı. Anatomi ve fizyoloji alanında çalışmaya devam etti ancak Papa, kadavralar üzerinde çalışmasını yasakladı. 



1516’da koruyucusu Giuliano de' Medici’nin ölümü üzerine Kral 1. Francis’den Fransa’nın baş ressam, mühendis ve mimarı olmak üzere davet aldı. Paris’in güneybatısında, Amboise yakınlarındaki Kraliyet Sarayı’nın derhal yanında kendisi için hazırlanan konağa yerleşti. Ona büyük hayranlık duyan kral, kendisini sık sık ziyaret gelir ve sohbet ederdi. 
Sağ koluna felç inen Leonardo da Vinci, resimden çok bilimsel çalışmalara ağırlık verdi. Kendisine dostu Melzi yardımcı olmaktaydı. Salai ise Fransa’ya geldikten sonra onu terketmişti. 

Leonardo 2 Mayıs 1519’da Amboise’daki evinde 67 yaşlarında öldü. Kralın kollarında can verdiği rivayet edilir sadece 1 Mayıs günü kralın bir başka şehirde olduğu ve 1 gün içinde oraya gelemeyeceği bilinmektedir. Vasiyetinde mirasının esas kısmınü Melzi’ye bıraktı. Amboise'daki Saint Florentin Kilisesi’nde toprağa verildi

BULUŞLAR - ESERLER 

Uçma konusuna duyduğu müthiş ilgi sebebiyle, Leonardo kuşların uçması hakkında detaylı çalışmalar yaptı ve aralarında 4 kişi tarafınca çalıştırılabilen bir helikopter ve çok çeşitli uçan makineler tasarladı. 



Leonardo'nun tasarladığı zırhlı tankın içi 1502 yılında Leonardo da Vinci, Sultan II.Beyazıt için, Haliç'in girişine inşa edilmek üzere 240 metre uzunluğunda bir köprü tasarımı yaptı. Bu köprü inşa edilmedi, fakat 2001 senesinde Norveç'te Veboørn Sand Da Vinci Projesi kapsamında, bu tasarımı temel alan daha ufak bir köprü yapılarak Leonardo'nun vizyonu hayata geçirildi. 

Her ne kadar savaşı insan faaliyetlerinin en fenası olarak nitelese de, Leonardo'nun defterlerinde askeri mühendislik alanında da çalışmalar bulunmaktadır; bunların arasında makineli tüfekler, zırhlı tank, bombalar, paraşütler şeklinde tasarımlar yer almıştır. Diğer buluşları arasında bir denizaltı, dişliler kullanılarak yapılmış ilk mekanik hesap makinesi, ve yaylı bir mekanizmayla çalışan bir araba da bulunmaktadır. Vatikan'da bulunmuş olduğu yıllarda güneş enerjisini kullanmak için, içbükey aynalar yardımıyla suyu ısıtacak bir tasarım yapmıştır. Her ne kadar Leonardo'nun tasarımlarının çoğu yaşadığı dönemde hayata geçirilememiş olsa da, IBM'in desteğiyle birçoğunun modelleri yapılmıştır ve Amboise'deki Château du Clos Lucé'de bulunan Leonardo da Vinci Müzesi'nde sergilenmektedir.
Devamını Oku

CAHİT ARF KİMDİR?

1910 senesinde Selanik’te doğmuş Cahit Arf, ilkokulu o yıllarda sultani isminde olan liselerin ilk kısmında okumuş, daha beşinci sınıftayken tanıştığı genç bir öğretmen onun matematikle ilgilenmesini elde etmiştir. Lisenin orta kısmına geldiğinde artık okul arkadaşlarının çözemediği matematik sorularını çözen Cahit Arf’ın bu kabiliyeti ailesi ve hocalarının dikkatini çekmiş ve Paris’teki St. Louis Lisesinde okumak üzere ailesi tarafından Fransa’ya gönderilmiştir. Üç yıllık lise tahsilini iki yılda bitirip Türkiye’ye geri dönen Cahit Arf o sıralarda Türk hükümeti tarafından yüksek öğrenim görmek üzere sınavla Avrupa’ya gönderilecek aday öğrenciler arasına alınmıştır. Bu imtihanı kazanan Cahit Arf Fransa’ya geri dönüp birçok bilim adamının yetiştiği okul olan École Normale Supérieure’e kaydolmuştur.



Yüksek öğreniminden sonra Türkiye’ye geri dönen Arf, bir süre Galatasaray Lisesinde hocalık yapmış ve sonrasında doçent adayı olarak İstanbul Üniversitesi Matematik Kürsüsü’ne geçmiştir. 1937 senesinde doktorasını yapmak üzere Göttingen Üniversitesi Matematik Bölümü’ne giden Cahit Arf’ın bu üniversitede yaptığı doktora çalışması onun dünya genelinde tanınmasına yol açmıştır.
Cahit Arf matematik dehalarının bile çok zor dediği bir konu üzerinde tek başına çalışmış ve bir buçuk yıl içinde mevzusu “non-commutative Class Field” olan doktorasını tamamlamıştır. Bu çalışmadan elde edilmiş neticelerin bir kısmı literatüre  “Hasse-Arf” teoremi olarak geçmiştir. Doktora tezini 1938 senesinde bitiren Cahit Arf bir yıl daha Göttingen’de çalışmalarını sürdürmüş, bu zamanda de dünya literatürüne  “Arf Invaryantı” adıyla geçen, cebirsel ve diferansiyel topolojide büyük önem taşıyan bir çalışmaya imza atmıştır. 

1938’in nihayetinde Türkiye’ye üniversitesine geri dönen Arf 1943’te profesör, 1955’te ordinaryüs profesör olmuştur. 1962 yılına kadar üniversitede çalışmalarını sürdüren Cahit Arf o yıllarda bir yıllığına konuk profesör olarak Maryland Üniversitesine gitmiş ve ayrıca Mainz Akademisi muhabir üyeliğine seçilmiştir. 1960 senesinde Çekmece Nükleer Araştırma Merkezi’ni kurmak üzere görevlendirilen Cahit Arf 1962’de üniversitedeki görevinden ayrılmış ve bir yıl kadar Robert Kolej’de ders vermiştir.
TÜBİTAK’ın kuruluş ve gelişmesinde büyük çalışmaları olan Cahit Arf 1963-1967 ve 1967-1971 senelerında TÜBİTAK’ın Bilim Kurulu başkanlığını yapmıştır. Cahit Arf matematiğe yapmış olduğu köklü katkılarından dolayı 1974’te de TÜBİTAK Bilim Ödülü’ne layık görülmüştür.

1964-1966 yıllarında Princeton’da Institute  for Advanced Study’de çalışmalarını sürdüren; daha sonra California Üniversitesinde konuk öğretim üyeliği meydana getiren Cahit Arf 1967’de Türkiye’ye dönerek ODTÜ Matematik bölümünde çalışmaya başlamış ve  1980 yılında bu üniversiteden emekli olmuştur. 

1980 yılında İTÜ ve Karadeniz Teknik Üniversitesinin, 1981 senesinde ODTÜ’nün özsevi doktoralarını alan, 1993 yılında Türkiye Bilimler Akademisi Şeref Üyeliğine seçilen Cahit Arf 4 Şubat 1994’te de Fransa’da Commandeur des Palmes Académiques Ödülü’ne layık bulunmuştur.

Ülkemizde matematiğin simgesi haline gelen Ord.  Prof. Dr. Cahit Arf 26 Aralık 1997’de vefat etmiştir.
Devamını Oku

EL BİRUNİ KİMDİR?

Batı dillerinde adı Alberuni yada Aliboron olarak geçer. Gök bilim, matematik, doğa bilimleri, coğrafya ve tarih alanındaki çalışmalarıyla tanınır.
Onuncu ve on birinci yüzyıllarda İslam dünyasında yetişmiş olan büyük fen ve din alimi Biruni'nin, eserlerindeki yüksek fen detayları kendisinden sekiz yüzyıl sonra yaşamış olan fen alimlerini dahi şaşırtmıştır. Astronomi alanındaki çalışmalarına 995 senesinde Güneşin ve gezegenlerin eğimini saptayarak adım atmıştır. 
    Yaşadığı asra Biruni asrı denmesine yol açan ve yaşadığı dönemden asırlar sonrasında dahi eserlerinden yararlanılan Biruni yalnızca İslam aleminde değil, tüm dünyada tesir uyandırmıştır. Aslen Fars kökenli olan Biruni, Türklerin İslamiyeti kabul etmeleri neticesinde bu medeniyetin çok geniş sahalara yayılmış olmasından dolayı insanlığın, özellikle bilimsel alanda büyük kazançlar elde ettiğini belirtmiştir.


Günümüzde özellikle Batı bilim dünyasında yer çekimi kanununun İngiliz bilim adamı Newton tarafından ortaya çıkarıldıği kabul edilse de bu konuda ilk kez fikir ortaya atıp incelemelerde bulunan Birunidir. Ek olarak çağımızda henüz sözü edilebilen karaların kuzeye doğru kayma fikrini 9.5 asır önce dile getirmiştir. İçinde bulunduğu çağda Ümit Burnunun varlığından ilk bahseden alim olan Biruni, şimal Asya ve şimal Avrupadan da detaylı bilgiler vermiş, ek olarak Kristof Kolombdan beş asır önce Amerika kıtasından ve Japonyadan söz etmiştir. 

    Kitab-üt- Tefhim fi Evaili Sanaat-it-Tencim, Kitab-ül-Cevahir fi Marifet-il-Cevahir adlı eserinde kıymetli taşlar ve madenlerden bahsetmektedir. Biruni, izafi "rölati, nisbi" yoğunlukları, mahruti alet söylediği ve en eski piknometre (yoğunluk ölçme aleti) denilebilecek bir alet vasıtasıyla belirlemiştir. 
    Biruni, cebir, geometri ve coğrafya mevzularında o mevzuyla ilgili bir ayet zikretmiş, ayette bahsi geçen konunun yorumlarını yapmış, ilimle dini birleştirmiş, ilim öğrenmekteki amacının allah'ı tanımak ve hakikati bulmak bulunduğunu dile getirmiştir. Eserleri halen Batı bilim dünyasında kaynak yaratı olarak kullanılmaktadır.

Asıl adı Muhammed bin Ahmad el Biruni el-Harezmi idi. Doğumunun 1000. Senesinde Sovyetler Birliği, Türkiye, Suudi Arabistan, Pakistan, Afganistan, İran ve Libya adına pul bastırdı. UNESCO, kendisi için 25 dilde yayın meydana getiren Courier dergisi tarafından hazırlanan özel sayıda Biruni' yi şu şekilde sunuyordu: 
" 1000 yıl önce Orta Asya' da yaşayan evrensel bir deha: Biruni. Gökbilimci, tarihçi, botanist, farmakolog, yerbilimci, ozan, felsefeci, matematikçi, coğrafyacı ve hümanist."

Biruni, İbn-i Sina ile aynı dönemde yaşamıştır. Güneşin kendisine bakamayınca sudaki aksine bakarak araştırma yaptı. Dünyanın yarı çapını ölçtü.
Harezm' in Gazneliler tarafınca ele geçirilmesiyle Gazneli Mahmut' un himayesine girdi. Gazneli Mahmut Hindistan' ı ele geçirdikten sonrasında, yanına giderek hazinesinin başına geçti. Hindistan' dayken İbn-i Sina ile mektuplaştı.Burada Hind dili üzerine de eşi olmayan çalışmalar yaptı.

İlk sezaryen doğumunu günümüzden 1000 yıl önce gerçekleştirmiş oldu.
Isının metaller üzerindeki genleşme etkisini; altın, civa, bakır, demir, yakut, akik ve zümrüt benzer biçimde bir çok elementin özgül ağırlıklarını keşfetti.
Devamını Oku

ARTIK YIL NEDİR?

Artık yıl, Miladî takvimde (Gregoryen takvim) 365 yerine 366 günü olan yıl. Bu ekstra gün (artık gün), normalde 28 gün olan şubat ayına 29 Şubat'ın eklenmesi ile elde edilir. 


Dört yılda bir meydana getirilen bu uygulamanın nedeni Dünya'nın Güneş çevresinde dönme süresinin (astronomik yıl), Güneş'in aynı meridyenden iki kere geçişi arasındaki averaj vakitın (gün) tam katı olmamasıdır. Bir astronomik yıl ortalama olarak 365,242 gün olmasına karşın normal bir takvim yılı 365 gündür.

Artık yıl uygulaması ilk olarak MS 46 yılında, Jülyen Takvimi'nde uygulanmıştır.


Devamını Oku

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Son Yorumlar