biyografi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
biyografi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

JAMES HELTIBRIDLE KİMDİR?

The Walking Dead 7. Sezon 9. Bölüm yayınlandığı gibi sürekli izleyicisi ve bağımlısı olan kitlesi dizi sonunda "James Heltibridle Anısına"  yazısını görünce birden şaşırdı ve arama motorlarında "James Heltibridle Kimdir?" aranmaya başladı.



James Heltibridle 

10 Kasım 2016 de vefat eden Heltibridle  Walking Dead'in oyuncusu ve ekibi tarafından sevilen bir film yapımcısıydı. Altı sezondan bu yana AMC serisinin sahne bölümünde çalıştı ve karanlık bir şekilde evine  giderken yolda geçirdiği kazada hayatını kaybetti.


James Heltibridle  geçirdiği kazada 28 yaşında geç bir yapım tasarımcısı idi. 29 Kasım 1988 'li olan Heltibridle 10 Kasım 2016 'da dünyaya gözlerini yumdu.

Twitter Hesabı


Devamını Oku

BERNİE WRİGHTSON KİMDİR?

The Walking Dead 7. Sezon efsane bir son bölüm ile , sezon arasına girdi. 8. sezon ne zaman gelir bilinmez ama 7. sezon çok iyi bitti. Sezon bölümü bitiminden hemen sonra "Bernie Wrighton Anısına" yazısını gördükten sonra direk arayışa girdik.


Bernie Wrightson Kimdir?

Wrighton 27 Ekim 1948'de Dundalk, Maryland'de doğdu. Amerikalı sanatçı, çizgi roman ve illustratör dü.Profesyonel çizgi roman yazarıydı. Bernie Wrightson 18 Mart 2017 yılında Teksas , ABD'de hayatını yitirdi.



Devamını Oku

İRFAN SAYAR KİMDİR?

İrfan Sayar, (Doğum: 1951 Manisa) ürettiği  Porof. Zihni Sinir karakteriyle tanınan teknoloji tutkunu bir karikatürist ve tasarımcıdır.

Manisa`da doğmuş İrfan Sayar, çocukken, çiftçi olan anne ve babasıyla köye gittiğinde, şehirden götüremediği oyuncaklarının yerine köyde çamur, ahşap şeklinde malzemeler kullanarak kendi oyuncaklarını üretmeye başladı. Bir süre sonrasında gerçek oyuncaklardan kendi yaptıklarından aldığı hazzı almadığını fark etti. İşte bir yaratıcılık öyküsü bu şekilde başladı.
Güzel Sanatlar Akademisi Yüksek Dekoratif Sanatlar Bölümü, Sahne ve Görüntü Sanatları İhtisas atölyesinden mezun oldu.



Akademinin ikinci dersliğindeyken  Oğuz Aral’la tanıştı. Gırgır dergisinde ustalaşmış olarak karikatür çizmeye başladı. (5 Ocak 1975) ayrıca Porof Zihni Sinir tipini buldu.(30 Ocak 1977) 5 arkadaşı ile beraber Mikrop dergisini çıkardı.

Daha sonrasında Hıbır dergisi yönetiminde bulunmuş oldu.
Sarkis Paçacı ve Ergün Gündüz ‘le beraber Hayal Mahsulleri Ofisi adıyla bir şirket kurup RR Resimli Roman dergisini çıkardı.

Karikatür-heykel çalışmalarında bulunmuş oldu.
Sonra gene arkadaşlarıyla beraber çıkardığı HBR Maymun dergisi kurucu ve yöneticisi olarak çalıştı.
100 orijinal karikatürden oluşan bir sergi açtı.

Arnavutköy’deki atölyesinde procelerin 3 boyutlularını üretmeye başladı. Www.Zihnisinir.Com sitesini yayına açtı. Vizontele filminin baş karakterinin bisikleti, atölyesi ve çeşitli elektronik ve mekanik aletlerini hazırladı.

Çeşitli reklam flimlerine özel efektler ve çizgi filimler yaptı.

"Porof. Zihni Sinir - Proceler" kitabı TÜBİTAK Popüler Bilim kitapları serisinden yayınlandı.
Arnavutköy’deki atölyesini taksim'de Lamartin caddesine taşıdı. 2008'in sonlarına doğru ise Cihangir'e taşıdı.  Imalathane, ofis ve showroom’u olan yeni yerinde çalışmalarına devam ediyor.
Uzun seneler boyunca TÜBİTAK Bilim ve Teknik dergisinde Porof. Zihni Sinir köşesinde çizdi.
Son olarak mezun olduğu okul: Güzel Sanatlar Akademisi Yüksek Dekoratif Sanatlar Bölümü, Sahne ve Görüntü Sanatları İhtisas atölyesi. İrfan Sayar psikiyatrist Dr. Gökben Hızlı Sayar ile evlidir, iki çocuk babasıdır.

Kitapları:

Porof. Zihni Sinir - Proceler,

TÜBİTAK Yayınları,

Porof. Zihni Sinir Proceler Külliyatı (İletişim Yayınları):


Taşıtlar ve Trafik sorunları ile İlgili Proceler, Ocak 2007, Ev Eşyaları ve Giyim Kuşam ile İlgili Proceler, Ocak 2007 Yazlık ve Kışlık Proceler, Ocak 2007, Eğitim, Kültür, Sanat ve İletişim Proceleri, Ocak 2008 Alet, Edevat, Askerlik ve tabanca Proceler, Mart 2009, Spor, sıhhat, yiyecek, İçmek Proceleri, Şubat 2010
Devamını Oku

HAKAN GÜRSU KİMDİR?

Doğumu: 1959, İstanbul Endüstriyel Tasarımcı, doktoralı öğretim üyesi 1959 yılında İstanbul'da doğmuş Hakan Gürsu, 1984 senesinde Orta Doğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ), sanayi Ürünleri Tasarımı Bölümü'nü birincilikle tamamladı. 1987 yılında Mimarlık Fakültesi, Bina Bilgisi Ana Bilim branşında Master derecesini aldı. 1988 senesinde başladığı Doktara çalışmasına; 1991 senesinde Japonya'da proje çalışmaları ile devam etmiş ve 1996 yılında Doktora derecesini tamamlamıştır.



Mucize Tekne - Volitan Nokta dönüşü yapabilen ilk deniz aracı olan Volitan'ı da tasarlayan Designnobis ekibinin kurucusu olan Dr. Hakan Gürsu, halen ODTÜ'de öğretim üyesidir. 2007 yılında, Volitan Tekne Tasarımıyla, hem deniz ulaşımı kategorisinde bununla beraber tüm ulaşım çalgıları kategorisinde Tasarım Oscarları olarak biri olan International Design Awards Ödüllü (IDA 2007) Yarışmasında birincilik elde etmiştir. Volitan Tekne, yakıtsız, yelkenli, ama rüzgarsız da yüzen başarılı bir tasarımdır. Volitan adı ve özellikleri için Hakan Gürsu diyor ki: “Volitan” Latince “hızlı yol alan” demek. Bir de bizim Akdeniz sahillerinde görülen bir ucan balığın adı. Bu balığın çok saygılı duyulacak bir performansı var. 200 metre falan suyun üzerinde gidiyor. Balığı da, kelimenin anlamını da çok sevdik. “Xmr21″ gibi bir isim yerine “Volitan” dedik. Ek olarak uluslararası yarışmalarda menşeinizi belirtecek her şeyden de kaçınıyorsunuz. Bunu hem etik açıdan yapıyorsunuz bununla beraber stratejik.

Volitan nasıl bir tekne?

Volitan’ın en üstün özelliği çok çevreci olması. Asla bir petrol ürünü yakıt kullanmıyor, asla karbondioksit atığı üretmiyor. - Herhangi bir limana girip yakıt almasına gerek olmadığı için Volitan’la hiç durmadan dünya turu yapabilirsiniz. - İçme suyu almanıza gerek yok çünkü tekne bir taraftan giderken bir yandan deniz suyunu tatlı suya çeviriyor. - Volitan neticeta bir yelkenli ama rüzgar esmediğinde de gidiyor. Çünkü üzerindeki o iki katı yelken aynı anda iki işe yarıyor: Rüzgar varsa yelken vazifesi görüp tekneyi yüzdürüyor. Rüzgar yoksa da tekneyi güneş ile dolaşabiliyor.

 Güneşle tekne gider mi? Volitan gidiyor. Çünkü teknede güneş enerjisiyle çalışan iki adet elektrikli motor var. Güneş varken o tepedeki iki panel sayesinde şarj oluyor ve rüzgar çıkmasa da, güneş batsa da tekneyi götürüyor. 

Hemen belirtelim motorun aküsü de öyle kurşun pil falan değil; o da çevreci, şu demek oluyor ki jel akü.  Volitan’ın hareket kabiliyeti inanılmaz. Olduğu yerde nokta dönüşü yapabilen ilk deniz aracı.  Volitan bir de kapanabiliyor… Üstte paneller, altta kanatları falan görünce “Ben geldim, boşaltın bu limanı” havasına hiç bakmayın çünkü sudaki kanatlarını teknenin altına toplayıp, yukarıdaki panellerini de tek parça yapabiliyor. - Çevreciliğin kurallarından biri de dayanıklı tüketim malı yapmak: Volitan’ın ömrü 80 yıl.  Volitan keyfine düşkün. 12 kişinin çok rahat yaşayabileceği, lüks yat kıvamında konfora sahip.  Volitan’ın tek eksiği pek duygusal bir havasının olmaması… “Mehtaplı bir gecede Burgaz açıklarında demirleme” hissi vermiyor. Ama aslına bakarsanız ABD’liler de “2040′ın teknesi” diyorlar Volitan için.
Devamını Oku

PİRİ REİS KİMDİR?

Piri Reis kimdir? Piri Reis’in hayatı ( 1465 – 1554 )

Piri Reis, (1465-70, Gelibolu - 1554, Kahire), Türk-Osmanlı denizci ve kartografı. Asıl adı Muhyiddin Piri Bey'dir. Künyesi Ahmet ibn-i el-Hac Mehmet El Karamani'dir.  ABD'yı gösteren Dünya haritaları ve Kitab-ı Bahriye adlı denizcilik kitabıyla tanınmıştır.

Karamanlı bir ailenin çocuğu olan Ahmet Muhyiddin Piri'nin ailesi II. Mehmed devrinde padişahın emri ile Karaman'dan İstanbul'a göç ettirilen ailelerdendir. Aile bir süre İstanbul'da yaşamış, sonrasında Gelibolu'ya göç etmiştir. Piri Reis'in babası Karamanlı Hacı Mehmet, amcası ise ünlü denizci Kemal Reis'tir.



Piri denizciliğe amcası Kemal Reis'in yanında başladı; 1487-1493 yılları arasında birlikte Akdeniz'de korsanlık yaptılar; Sicilya, Korsika, Sardunya ve Fransa kıyılarına meydana getirilen akınlara katıldılar. 1486'da Endülüs'te Müslümanların hakimiyetindeki son şehir olan Gırnata'da katliama uğrayan Müslümanlar Osmanlı Devleti'nden yardım isteyince o yıllarda deniz aşırı sefere çıkacak donanması bulunmayan Osmanlı Devleti, Kemal Reis'i Osmanlı Bayrağı altında İspanya'ya gönderdi. Bu sefere katılan Piri Reis, amcası ile beraber Müslümanları İspanya'dan şimal Afrika'ya taşıdı.

Venedik üzerine sefer hazırlığına girişen II. Beyazid'in Akdeniz'de korsanlık icra eden denizcileri Osmanlı birliğine katılmaya çağırması üzerine 1494'te amcası ile beraber İstanbul'da padişahın huzuruna çıktı ve birlikte donanmanın resmi hizmetine girdiler.

Piri Reis, Osmanlı Donanması'nın Venedik Donanması'na karşı sağlamaya çalıştığı deniz denetimi mücadelesinde Osmanlı birliğinde vapur komutanı olarak yer aldı, böylece ilk defa savaş kaptanı oldu. Yaptığı başarılı cenklerin sonucunda Venedikliler barış istediler ve iki devlet içinde bir barış anlaşması yapıldı. Piri Reis, 1495-1510 senelerinde İnebahtı, Moton, Koron, Navarin, Midilli, Rodos gibi deniz seferlerinde vazife aldı. Akdeniz'de yaptığı seyirler sırasında gördüğü bölgeleri ve yaşadığı vakaları, daha sonrasında Kitab-ı Bahriye adıyla dünya denizciliğinin de ilk kılavuz kitabı olma özelliğini taşıyacak olan kitabının taslağı olarak kaydetti.

“Piri Reis'in Kitabı Bahriye'sinde Rodos adası”

Piri Reis, 1511'de amcasının bir deniz kazasında ölümünden sonrasında Gelibolu'ya yerleşti. Barbaros Kardeşlerin idaresi altındaki donanmada halaoğlu Muhiddin Reis ile Akdeniz'de bazı seferlere çıktıysa da daha çok Gelibolu'da kalıp haritaları ve kitabı üzerinde çalıştı. Bu haritalardan ve kendi gözlemlerinden yararlanarak 1513 tarihli ilk dünya haritasını çizdi. Atlas Okyanusu, İber Yarımadası, Afrika'nın batısı ile yeni dünya ABD'nın doğu kıyılarını kapsayan üçte birlik parça, bu haritanın günümüzde elde bulunan bölümüdür. Bu haritayı dünya ölçeğinde önemli kılan, günümüze kalmamış olan[kaynak belirtilmeli], Kristof Kolomb'un ABD haritasındaki detayları içeriyor olması rivayetidir.

Barbaros Kardeşler, 1515 senesinde dünyanın en büyük deniz güçlerinden birisini oluşturmuş ve şimal Afrika'da fetihler yapmışlardı. Piri Reis, Oruç Reis'in kaptanlarından birisi olarak hediye sunmak üzere yardımını bekledikleri Yavuz Sultan Selim'e gönderildiğinde Yavuz'un yardım olarak verdiği iki savaş gemisi ile geri döndü. Piri Reis, 1516-1517 yıllarında İstanbul'a vardığında yine Osmanlı birliğinin hizmetine girdi; Derya Beyi (Deniz Albayı) rütbesini aldı ve Mısır seferine gemi komutanı olarak katıldı. Donanmanın bir kısmı ile Kahire'ye geçip Nil ırmağını çizme fırsatı buldu.

Pîrî Reis, İskenderiye'nin ele atlatılmasında gösterdiği başarılar ile padişahın övgüsünü kazandı ve sefer esnasında haritasını padişaha sundu. Günümüzde bu haritanın bir parçası mevcuttur, diğer parçası kayıptır. Bazı tarihçilere gore, Osmanlı padişahı dünya haritasına bakmış ve "Dünya ne kadar ufak..." demiştir. Sonra da, haritayı ikiye bölmüş ve "hepimiz doğu tarafını elimizde tutacağız.." demiştir.. Padişah, daha sonra 1929'da bulunacak olan öteki yarıyı atmıştır. Bazı kaynaklarca, günümüzde bulunamamış olan doğu yarısını, Hint Okyanusu'nun ve onun Baharat yolunun denetimünü ele geçirmek için Padişahın yapacağı olası bir sefer için kullanmak istediği bile iddia edilmektedir.
Devamını Oku

PLATON KİMDİR?

Platon kimdir? Platon’un Hayatı (M.Ö. 427 – 347)

Platon felsefe tarihinin ilk sistemli filozoflarından olup bilimden sanata, matematiğe kadar bir çok konu hakkında düşünceleri olan önemli bir filozoftur. Platon(Eflatun) Platon Arapçada P harfinin olmamasından dolayı Arap dünyasında Eflatun olarak anılmaktadır.



Platon ya da Eflatun  Antik klasik Yunan filozofu, matematikçi ve batı dünyasındaki ilk yüksek öğretim kurumu olan Atina Akademisinin kurucusu. Bu akademi aynı zamandan günümüzdeki çağıl üniversite oluşumunun başlangıcı olarak da kabul edilir. Platon, akıl hocası Sokrates ve öğrencisi Aristoteles ile beraber bilim ve Batı felsefesinin temellerini attı. Platon, Sokrates'in öğrencisiydi. Sokrates'e ilişkin bilgilerin çoğu Platon'un diyaloglarından edinilmiştir. Asıl adı Aristokles olan düşünür, geniş omuzları ve atletik yapısı sebebiyle, Yunanca Platon (geniş) lakabı ile anıldı ve tanındı.

Soylu bir aileye mensup olan Platon, M.Ö. 428 yılında Atina'da doğmuş ve iyi bir eğitim görmüştür. 20 yaşlarında Sokrates'le karşılaşınca felsefeye yönelmiş ve hocasının ölümüne kadar (M.Ö. 399) sekiz yıl boyunca öğrencisi olmuştur; hocası ölünce, öteki öğrencilerle beraber Megara'ya gitmiş fakat burada uzun süre kalmayarak önce Mısır'a, oradan da Pythagorasçıların etkili oldukları Sicilya ve güney İtalya'ya geçmiştir.

Platon'a göre, insanlar bir mağaranın içinde yaşarlar ve yüzleri mağara girişinin karşısında bulunan duvara dönük olduğu için bir tek ve bir tek buraya düşen gölgeleri görebilirler; duyumlarımız yoluyla varlığından haberdar olduğumuz bu görünümler, gerçek değil, gerçeğin iyiden iyiye bozulmuş gölgeleridir; gerçeği görmek isteyen bir kimsenin, akıl yoluyla duyusal zincirlerden kurtularak başını mağaranın girişine çevirmesi ve orada geçit töreni yapmakta olan ideaları, doğrusu görüntülerin oluşumunu sağlayan gerçek biçimleri seyretmesi gerekir.

 Bu yüzden bu alem de duyumsadığımız varlıklar birer gölgedir ve asıl var olan şeyler, bu gölgeler ve bu yanılsamalar değil, onların ardındaki ölümsüz idealardır. örneğin bir at ne kadar olağanüstü olursa olsun, zaman içinde bozulur ve kaybolur; oysa at ideası ezelî ve ebedîdir, değişmez.
Eflatun, eserlerini diyaloglar biçiminde yazmıştır. Diyaloglardaki baş erkek oyuncu çoğunlukla Sokrates’tir. Sokrates insanlarla görüşlerini tartışır ve onların görüşlerindeki tutarsızlıkları ortaya koyar. Eflatun çoğunlukla görüşlerini Sokrates’in ağzından açıklamıştır.



Eflatun’un felsefesini, beş önemli kuram içinde toplamak mümkündür. Bunlar, “data”, “idealar”, “ruhun ölümsüzlüğü”, “evrendoğum” ve “devlet” ile ilgili kuramlarıdır. Eflatun, tüm yaşamı süresince hocası Sokrates’den edindiği esin ile gerçek bir terbiyeci olarak kalmış, tüm bu kuramları, etik ağırlıklı görüşlerle irdeleyerek geliştirmiştir. Sokrates ve Eflatun’a nazaran felsefenin ana ereği, insanın mutluluğu ve yetkin yaşamcığının sağlanmasıdır. Yetkin bir yaşam, ancak erdemli bir yaşam sürmekle elde edilebilir. Erdemin temeli “informasyon”, özü “idealar kavramı”, öne sürülen nedeni “evrendoğum”, güvencesi “ölümsüzlük”, yaşamsal sığınağı “devlet”tir.



Eflatun, elli senelik uzun bir süre süresince bu kuramsal yapıyı düşünmüş, ilintili felsefi meselelerle didişmiş ve ayrıca görüşlerini düzeltip olgunlaştırmıştır. Bundan dolayı Eflatun felsefesinin incelenmesi açısından en akılcı yol, bu değişiklik ve gelişmeyi takip ederek, öğretinin geçirdiği evreleri anlamaya çalışmaktır.
Devamını Oku

SOKRATES KİMDİR?

Sokrates M.Ö. 469-399 yılları içinde Atina' da doğmuş  yaşamış olan ünlü Antik Yunanlı düşünür, filozoftur. Babası heykeltıraştır. Kendisi ve halkının ahlakça olgunlaşması için yaşamını adamıştır. Tüm insanlık tarihinde saygın sofist olarak kabul edilmektedir. Matematik, geometri, astronomi ve siyaset bilgisi ile felsefe konularında eğitimler vermiştir.  Yunan Felsefesinin kurucularındandır. Platon´un hocası olan Sokrates, görüşleri, tartışmaları yeni iktidarın temsilcileri tarafınca beğenilmediği için, yeni tanrılar icat etmiş olduğu, görüş ve tartışmalarıyla, gençleri baştan çıkardığı nedeni öne sürülerek ölüme mahkum edilmiştir.



Yaşamı ve düşünceleri ile ilgili bilgiler Aristophanes benzer biçimde çağdaş yazarlar, Platon ve Ksenophon şeklinde ardıllarının yazdıkları ve Sokrates’in ölümünden on beş yıl sonra dünyaya gelen Aristoteles’in dolaylı anlatımlarıyla günümüze ulaşmıştır.

Sokaklarda ve caddelerde eğitim yapmış, öğrencilerinden para almamıştır. Evreni anlamadan önce bizler kimiz? Bu sorunun cevabını bulmak lazım derdi. Ona nazaran, ergonomik terbiye kurallarını öğrenmek isabetli olmaktadır. Sokrates, bu yönü ile kuramsal bilim ve uygulamalı bilim tartışmasını da açmış olacaktı. Ek olarak bir anlambilimcidir. Anlamı olmayan kavramların ve terimlerin kullanılmasını hep sakıncalı bulmuştur. Her bilgide anlamların ve kavramların, açıkça anlatılması gerektiğine inanmış ve önemli katkılar sunmuştur.  Basık burunlu, patlak gözlü ve göbekli bir adamdır. Alçakgönüllü alışkanlıkları ile Yunan gençleri üzerinde yüksek bir etkiye sahip olmuştur. Onun gibi yalınayak gezerler, uzun saçlı ve aç olmaları nedeni ile Sokrateslik taslamak deyimi yerleşmiştir. Sokrates, yazılı bir kaynak bırakmamıştır.

Ahlak felsefesinin kurucusu olarak biri olan Sokrates, M.Ö. 399 yılında açılan dava ile Yunanistan’a yeni tanrılar getirmeye çalışmakla suçlanmıştır. Bu suçlamalar yüzünden ölüme mahkum edilir. Zehir içerek ölmüştür. Yunan felsefesinin en büyük filozofu Sokrates’in ölümünden sonrasında, onun anısını canlı tutmak için, eserler kaleme alınmış ve bazı okullar kurulmuştur. Bu okulların içinde Megara, Kinikler, Kirene ve Elis-Eteria okulunu sayabiliriz. Bu okullarda, Sokrates’in düşünceleri geniş bir şekilde anlatılmıştır. Terbiye felsefesinin baş tacı edildiği okullardan Megara, Platon’un Sokrates’den sonra devam etmiş olduğu okuldur. Bütün bu okullar, Sokrates’in soylu yaşamını, bu yaşamdan alınacak dersleri ve insan yaşamında felsefenin yerini vurgulamaktadır.

Eski Atina devletinde davalara sayıları davanın önemine göre klanlardan seçilmiş yargıçlar bakardı.
Sokrates’in davasına 500 yöresinde yargıç baktı. Suçlular genel anlamda hitabet kabiliyetleri ile yargıçları etkileyip beraat ederdi. Bu nedenle ağzı iyi söz yapanlar para karşılığı davalılara müdafa yazardı. Sokrates hitabet yerine en iyi bilmiş olduğu diyalektiği sorgulama yöntemini kullandı. Kendini savunmayı ve yargıçlardan af dilemeyi değil fikirlerini savundu. Ölüm cezasının değiştirilmesini dilemedi. İdamı Atina’nın kutsal günü olduğu için ertelendi. Kendisi zindana atıldı.

Zindanda asla bir koruma bırakılmamıştı. Öğrencileriyle birlikte sohbet etti. Kaçması teklifini geri çevirdi. Kaçsaydı kabahatlı ve hain kabul edilecekti. Kaçmadı, ve nebat zehri içirilerek idam edildi. Öldükten hemen sonrasında Atinalılar yapmış oldukları hatanın farkına vardılar. Kendisini dava edenlerden birisini yargılayıp idam ettiler ötekini sürgüne gönderdiler. Sokrates’in büstünü yapmış olup Atina Tapınağına koydular. Davayı izleyen öğrencisi Platon, savunmasını Sokrates’in Savunması adı altında kitaplaştırdı ve bu yapıt günümüze kadar geldi.
Devamını Oku

AZİZ SANCAR KİMDİR?

Prof. Dr. Aziz Sancar kimdir?

Mardin’in Savur İlçesinde, okuma yazma bilmeyen sadece tahsile örutubet veren sekiz çocuklu bir anne  babanın çocuğu olarak doğdu. 1963'te girmiş olduğu İstanbul Tıp Fakültesi'ni 1969'da bitirdikten sonrasında Savur'da iki yıl sıhhat ocağında hekimlik yaptı. Daha sonrasında Dallas'a giderek Dallas Texas Üniversitesinde Moleküler Biyoloji dalında doktora yaptı. Yale Üniversitesi'nde DNA onarımı branşın da doçentlik tezini tamamladı. Daha sonrasında DNA onarımı, hücre dizilimi, kanser tedavisi ve biyolojik saat üzerinde çalışmalarını sürdürdü. 415 bilimsel makale ve 33 kitap yayınladı. Yurtdışın da yaptığı çalışmalarla Amerikan Ulusal Bilimler Akademisi’ne biri olan üç Türk’ten biri oldu. Prof Sancar halen, kuzey Carolina Üniversitesi Biyokimya ve Biyofizik Bölümü Öğretim Üyesi olarak görevini sürdürüyor…



Aziz Sancar; Kuzey Carolina Üniversitesi Biyokimya ve Biyofizik bölümü öğretim üyesi Türk-Amerikalı bilim insanıdır. Hücrelerin hasar gören DNA'ları iyi mi onardığını ve genetik bilgisini koruduğunu haritalandıran araştırmaları sayesinde 2015 Nobel Kimya Ödülü'nü kazandı.



Moleküler biyoloji alanında yaptığı çalışmalarıyla adını dünyaya duyuran Prof. Dr. Aziz Sancar Nobel Kimya Ödülünü almaya hak kazandı.



Kansere karşı ”DNA onarımı” buluşu


Kanser konusunda yaptığı önemli çalışmalarla dünya genelinde adını duyuran Türk bilim insanı Prof. Dr. Sancar, geçtiğimiz yıl kanser tedavisinde ”sirkadiyen saat (ritmik saat) ” buluşuna imza atmıştı. Sancar, bu buluşundan dolayı ödüle layık görüldü.
Devamını Oku

STEPHEN WİLLİAM HAWKİNG KİMDİR?

Stephen W. Hawking Hayatı, Stephen W. Hawking Kimdir?

Bahsettiğimiz bilim adamı vücudu sakat, tekerlekli sandalyede yaşamaya mahkum, konuşma özürlü ve fakat beyni mükemmel çalışan, çevresi ile iletişimi, teknolojinin geliştirdiği elektronik özel bilgisayarıyla kurabilen süper-düşünür, Cambridge Üniversitesi matematik-fizik profesörü Stephen W. Hawking’in yaşam öyküsünden bahsediyoruz.

1942 yılında İngiltere’de dünyaya gelen Hawking’in yaşamı, çocukluk ve gençlik yıllarında neşeli ve zeki özellikleriyle düzgüsel olarak devam ediyordu. 1965 senesinde evlendiği kız arkadaşı, dilbilim öğrencisi Jane Wilde ile mutlu bir aile yaşantısında iki oğlu ve bir kızın doğdu. Ancak o yıllarda ALS (Amnyotrophic Lateral Sclerosis) şu demek oluyor ki “motor nöron” hastalığına yakalandı. Bu hastalık yaşamının sıkıntılı, tekerlekli sandalyeye mahkum sürecinin de başlangıcıydı. Bu hastalığa rağmen, mutlu bir aile yaşamı devam etmektedir.




Bugün 49(65) yaşında olan Profesör Hawking, Newton ve Einstein’den sonrasında gelen en büyük fizikçi olarak kabul edilmektedir. Çok yetenekli fizikçiler verilen unvan olan Lucasian Profesörlük unvanı, Cambridge Üniversitesi’nce, Newton ve ve Dirac’tan sonrasında bir de Hawking’e verilmiştir.


Hawking, teorik fizikte çok güncel olan, fizikteki dört-çeşit kuvveti birlikte açıklamaya çalışan Büyük Birleşim Teorisi’ni kurucusu olup, aynı zamanda Einstein’e ilişkin rölativite teorisi ile, modern fiziğin en sofistike teorisi olan kuantum mekanik teoriyi birleştirmeye çalışmaktadır. Bu birleştirmeler gerçekleşirse, evrenin oluşumu hakkında daha sağlam ve net bilgilere erişilecektir. Hawking, kozoloji ve evrenle ilgili bilgilerin derhal hemen her insanın anlayabileceği bir üslupla, sürenin Kısa tarihi (A Brief History of Time) adlı kitapta yazdı. 1987 senesinde piyasaya çıkan bu kitap, günümüzde Türkçeye çevrilmiş ve basılmıştır. Bilim yazarlığının en zor tarafı, bilimsel bir mevzuyu, o mevzuyu yabancı insanların anlayabileceği bir tarzda yazmaktır. Örneğin, biçimül kullanmamak gerekir. Çünkü biçimüller alışkın olmayan insanoğlunu ürkütür. İşte bu gerçeği Hawking, kitabın öz aslında bir arkadaşının kendisine “kitaba koyacağın her biçimül, okuyucu sayısını yarıya düşürür” sözü ile ifade etmektedir. Biçimüller uzun lafın kısası olmakla birlikte, popüler yazılarda maalesef işin keyfini kaçıran katkı maddesi rolünü oynarlar. Bu bakımdan popüler yazılarda en az düzeyde kullanılırlar.


Profesör Hawking’in öteki kitabı da 1973 yılında George Ellis ile beraber yazdığı, Uzay-vakitın Büyük Ölçekteki Yapısı (The Large Scale Structure Of the Spacetime) adlı kitabıdır. Bu kitabın da Türkçe’sini bulmak mümkündür. Bu tür konularda meraklı okuyucuya yardımcı olmak bakımından, evrenin kozmolojik oluşumu ile ilgili diğer kitapta da Nobel Ödülü sahibi Profesör Steven Weinberg’in yazdığı İlk Üç Dakika (First Tree Minutes) adlı eseridir. Burada söz edilen her üç kitapta da günümüz bilim dünyasının ufuk çizgisindeki konular, derhal derhal herkesin anlayabileceği bir dille anlatılmaktadır. Bu kitapları okuyan okuyucu, bilimin ufuk çizgisinde tartışılan fizik teorileri ve evrenin kozmolojik oluşumu hakkında daha net bilgiler edinecektir.

Hawking’in doktora tez hocası Prof. Doger Penrose ile beraber yaptığı tez çalışması, sonuç olarak uzay-vakit Büyük Patlama (Big-Bang) ile başlayan ve evrenin Friedman modeline göre genişlediğini göstermekle beraber, Einstein’in gene rölativite teorinsin geçerliliğini ispat etti. Bu çalışmasını, sav danışmanı ile beraber 1970 senesinde yayımladı. Bugün evrenin başlangıcının bu big-bang vakai olduğuna inananlar çoğunlukla olmakla birlikte, başta Hawking olmak üzere ortaya şu suali atanlar vardır:  Genel Rölativite ve Newton çeki kanunları genişleyen evren için geçerli olmakla birlikte, başlangıç anına, o tekilan ve tekil noktaya varıldığında, genel rölativite ve Newton kanunları uygulanamamaktadır. Bu şekilde bir anı da içine alacak fizik yasaları kurulmalı deniyor.



 O ilk anda, enerji (kütle) çok küçük bir boyutta (bir noktada) toplandığına nazaran ve minik boyutlarda da kuantum mekanik teorisi geçerli olduğuna nazaran, o zaman Kuantum Mekanik ve Rölativistik Mekanik yasaları birleştiren bir En Büyük Birleşim Teorisi yapılmalı ve bu yeni yasa, evrenin oluşumunu da başlangıcından itibaren an be an açıklayabilmeli denmektedir.
Bugün bilim dünyası bu birleştirmenin ardında, doğada mevcut ağırlık, zayıf çekirdek, elektromanyetik kuvvetler ve şiddetli çekirdek kuvvetleri olmak üzere bu dört çeşit kuvveti birleştiren bir kuram oluşturmanın peşindedir. Weinberg ve Salam, elektromanyetik kuvvetlerle zayıf çekirdek kuvvetlerini birleştiren bir kuram yapmışlar ve 1979 yılında Fizik dalında Nobel bilim ödülü almışlardır. Günümüzde bilimsel çalışmaların, özellikle teorik fiziğin ufuk çizgisinde bu mevzular tartışılmaktadır. Newton, Einstein’in mekanikleri ile kuantum mekanik birleştirildiğinde, ortaya çıkacak yeni teori, evrenin başlangıcından sonuna kadar tüm oluşumları açıklayabilecek denmektedir. İşte büyük bilim adamı Lucasian Prof. Dr. Stephen W. Hawking bu gibi mevzularla uğraşmaktadır.
Prof. Hawking, bilimsel uğraşlarında ve günlük yaşantısında çevresinden ve ailesinden büyük destek almaktadır. Konuşmak istediği anda, elindeki elektronik aleti sıkarak, sandalyesine bağlı özel bilgisayarının ekranına, dakikada ortalama 10 kelimeyi sıralayabilmektedir.

Bu sessiz konuşan dehanın, özel bilgisayarının hafızasında 2600 özel bir teknikle hissiyatını (söylemek istediğini) ekrana yazabilmektedir. Sağlıklı insanların mevzularn da  kullandığı kelime sayısı da 2500 civarındadır. Dolayısıyla Prof. Hawking, duygularını ifade etmede kelime sıkıntısı çekmemektedir.

Hawking’in ailesinde, tüm bireyler, yaşamı onun için rahat yaşanır yapma gayreti içersindedirler. Eşi Jane’in sözleri ile Hawking, “yakalandığı amansız hastalığa asla bir süre teslim olmamıştır. Bu kadar ünlü bir ferdin eşi olarak kendisinin de hastalık konusunda eşinin tutumunu “içten desteklediği” anlatmaktadır.

Evrenin yapısı üzerine çalışmalarını halen sürdüren ünlü fizikçi, birçok ödüle layık görüldü. 12 özsevi derecesi bulunan Hawking, İngiltere Kraliyet Cemiyeti’nin ve Amerikan Bilimler Akademisi’nin de üyesi.


Sonuç olarak bilim dünyası, Lucasian Prof. Dr. Hawking’i değerlendirirken, günümüzde Einstein’den sonra, ikinci bir süper-beyinle karşı karşıya bulunduğumuzu kabul etmekte, onun bulgu ve teorilerinden yararlanarak, gerçeklere daha da yakınlaşmaya ve anlamaya çalışmaktadır.
Devamını Oku

STEVE JOBS KİMDİR?

Steve Jobs, 24 Şubat 1955 tarihinde San Francisco'da doğdu.

Amerikalı Joanne Carole Schieble ve Suriye asıllı politik bilim profösörü Abdulfattah John Jandali'nin oğludur. Sonraları Paul Jobs ve Clara Jobs-Hakobian çifti tarafınca evlat edinilmiştir. Steve Jobs, 1972 senesinde Kaliforniya'da bulunan Homestead High School'dan mezun olmasının peşinden Oregon'daki Reed College'e başvurdu. Başvurusu kabul edilse de, bir dönem sonra oradan ayrıldı.



1974 senesinde Steve Wozniak ile "Homebrew Computer Club"'un toplantılarına katılmaya başladılar. Kısa bir süre zarfında Jobs ve Wozniak iş hayatına atılarak pahalı uzun mesafe görüşmelerini bedava yapmak için Blue Box'lar üretmeye başladılar. 1976 senesinde Jobs ve Wozniak Apple Computer Co.'yu, Jobs ailesinin garajında kurdular. İlk olarak piyasaya sürdükleri ev bilgisayarı Apple I'di. Apple I satış fiyatı ise bir tek 666.66$'dı.

1977 senesinde Apple II piyasaya sürüldü. O zamanlar Apple II ev piyasasında önemli bir yer elde etmiş ve Apple'ın bilgisayar piyasasındaki yerini sağlamlaştırmıştı.1980 senesinin Aralık'ında ise Apple Computer halka açıldı ve çok iyi değerlerle piyasaya girdi.Aynı sene Apple Computer Apple III  piyasaya sürüldü, fakat bu model bundan önceki modelinin yerini alamadı.

Dönemin Pepsi CEO'su John Sculley'in Apple şirketinin daha geniş kitleler tarafınca tanınmasını sağlayacak bir yönetici olduğunu düşünen Jobs, "Ömrünün sonuna kadar şekerli su mu satmak istiyorsun, yoksa dünyayı değiştirmek mi?" sorusuyla kendisini ayartmış ve şirketine almıştı.
Steve Jobs, 1985 yılında şirket içinde çıkan bir tartışma sonrasında, kendi işe aldığı Sculley tarafından görevinden alındı ve kovuldu. Kendi şirketinden kovulan Jobs, NeXT Computer'ı kurdu. Teknolojik açıdan oldukca gelişmiş olan NeXT aslabir zaman ticari başarı elde edilemedi ve bilimsel çalışmalar haricinde kullanılmadı. Mesela Tim Berners-Lee özgün World Wide Web sistemini CERN'de bir NeXT bilgisayarında geliştirmiştir.


1996 senesinde Apple, Jobs'u kurduğu şirkete geri getirmek için NeXT'i 429 milyon dolar karşılığında satın aldı. Çok dikkatli ve istikrarlı bir planlama sonucunda o zamanki CEO Gil Amelio'nun işine son verildi ve Steve Jobs 1997 senesinde Apple'ın geçici CEO'su seçildi.
NeXT, Apple tarafınca satın alındıktan sonrasında, NeXT'in üstün teknolojisi Apple ürünleri üzerinde kullanılmaya başlandı. Bu teknolojik birleşmenin en önemli ürünü Mac OS X'tir. Mac OS X, NeXTSTEP geliştirilerek yazılmış bir işlertim sistemidir.

Bu dönemde gelişen teknoloji ile piyasaya sürülen iMac sonrasında satışlarda inanılmaz bir artış görüldü. IMac ürünlerinin teknolojik üstünlüğüne paralel tasarım estetikleri de marka değerinin artmasında önemli bir etkendir.

Jobs yönetimindeki Apple, geçmiş yıllarda kişisel bilgisayarlara kısıtlı kalan ürün yelpazesinin ötesine taşınmış oldu. IPod taşınabilir müzik çalarının piyasaya sürülmesiyle beraber, iTunes dijital müzik yazılımını diğer işletim sistemlerine uygun halde piyasaya sürerek ve iTunes online müzik dükkanını açarak kişisel elektronik ürünleri ve çevrim içi müzik piyasalarına el atmış oldu.
Steve Jobs, Apple'da yılda yalnız 1 dolar karşılığında birkaç sene süresince çalıştı. Bu maaş ona aynı zamanda Guiness Dünya Rekorları sıralamasında "En Düşük Maaşlı CEO" unvanını kazanmıştırrmıştır.

Mac OS X işletim sistemi, iOS mobil işletim sistemi, iPhone, iPad, iMac, MacBook gibi yenilikçi ve ileri teknoloji ürünler ile şirketin marka kıymetini her geçen gün daha da arttıran Steve Jobs, 25 Ağustos 2011 tarihinde ilerleyen sağlık sorunları sebebiyle Apple Computer'daki CEO'luk görevinden çekilme etmek zorunda kaldı. Görevini Tim Cook'a bıraktı.
2004 senesinde kanser tedavisi görmeye başlamış olan Steve Jobs'a 2009 senesinde bir karaciğer nakli yapılmıştı.

5 Ekim 2011 tarihinde 56 yaşındayken ailesi tarafınca gösterilen bir bildiride "Steve Jobs aile üyeleri başucundayken, sükunet içinde vefat etti." açıklaması yapıldı.

Ünlü Steve Jobs Sözleri için tıklayınız.


Kaynak: www.yeniakit.com.tr
Devamını Oku

PİSAGOR KİMDİR?

Pisagor Kimdir? Pisagor’un haytı. ( M.Ö. 570 – 495)

Pisagor yahut Pythagoras MÖ 570 - MÖ 495 tarihleri arasında yaşamış olan İyonyalı felsefeci, matematikçi ve Pisagorculuk olarak bilinen akımın kurucusudur.

En iyi malum önermesi, kendi adıyla anılan Pisagor önermesidir. "Sayıların babası" olarak bilinir. Pisagor ve öğrencileri her şeyin matematikle ilgili olduğuna, sayıların nihai gerçek olduğuna, matematik aracılığıyla her şeyin tahmin edilebileceğine ve ölçülebileceğine inanmışlardır.

Kendisini filozof, şu demek oluyor ki bilgeliğin dostu olarak adlandıran ilk kişiydi. Pisagor, düşüncelerini yazıya dökmediği için onun hakkında bildiklerimiz öğrencilerinin yazılarında söyledikleriyle sınırlıdır. Pisagor'a atfedilen bir oldukça eser gerçekte onun öğrencilerinin olabilir.



Pisgor’un Hayatı

Pisagor Yunanistan'da, Ege Denizi'nde, istek Yarımadası'nın karşısında bir ada olan Sisam adasında doğmuştur. Yüzük taşı yapımcısı Mnesarkhos'un oğludur. İlk eğitimini doğduğu adada aldı. Tecim için babasıyla farklı şehirlere gitti. Tales’in öğrencisi oldu. Tales, Pisagor'un daha iyi gelişmesi için Mısır'a gitmesini istiyordu çünkü Mısır, dönemin matematikte öncü ülkesiydi. Yurdundan ayrılarak Mısır'a geldi. Antiphon'un "Erdemde Sivrilenler Üzerine" adlı eserinde söylendiğine bakılırsa, Mısır dilini öğrendi. Daha sonra Sisam adasına geri döndüğünde yurdunun tiran Polykrates'in baskısı altında bulunduğunu görünce İtalya'nın güneyindeki bir Yunan kenti olan Kroton'a gitti. Burada efsanevi şarkıcı Orpheus'un kurduğu Orfeusçyüceğun tesirinde gizli saklı dinsel bir topluluk kurdu. Kroton'da kurduğu bu topluluk siyasi bir rol de üstlenmişti. Topluluktakiler kendilerini matematikçiler (mathematikhoi) olarak adlandırıyorlardı. Bunlar okulda yaşıyorlardı ve kişisel hiçbir şeye haiz değillerdi. Ruh Göçü öğretisi etkisinde et yemiyorlardı. Komşu bölgelerde yaşayan öğrencilerin de okula katılmalarına izin veriliyordu. Bu öğrenciler ise dinleyiciler (akousmatikhoi) olarak adlandırılıyordu. Matematikçilerin tersine dinleyicilerin et yemelerine ve kendi eşyalarına haiz olmalarına izin vardı.

Pisagorculuk

Topluluk hem bir okul hem de bir kardeşlik derneği benzer biçimde işlev görüyordu. Pisagor'un öğrencileri kendilerini Pisagorcular olarak adlandırıyorlardı. Pisagorcuların iki yüz yıl sonra Öklid'in "Öğeler" adlı eserinde yazmış olduğu aksiyomatik geometrinin başlangıcında tesirleri olmuştur
.
Pisagorcular'ın çiğnenmesi halinde cezanın ölüm olduğu bir sessizlik kuralları vardı. Çünkü bir insanoğlunun sözlerini genellikle dikkatsizce söylediğine inanıyorlardı ve bir insan eğer ne söyleyeceği konusunda şüphe duyarsa susmalıydı. öteki bir kural ise acısı çoğalırken bir adama acısını unutması konusunda ısrar etmemekti, çünkü kaygısızlığı desteklemek büyük bir kabahattı. Ek olarak Pisagorcular biri evden çıktığında öfke onun uşağı olmasın diye geri dönmemesini söylerlerdi. Bu aksiyon onlara matematik, tanrı ve evren hakkında hiçbir şeyi öğrenmemenin gene bunlar hakkında çok az bir şey bilmekten daha iyi bulunduğunu anlatıyordu.

Pisagorcular ikiye ayrılıyordu: Matematikçiler ve Dinleyiciler. Matematikçiler daha detaylı bir eğitim görürken, dinleyiciler Pisagor'un yazılarının özetlerini duyabiliyorlardı. Dinleyicilerin Pisagor'u görmeye ve tapımın sırlarını öğrenmeye izinleri yoktu. Genelde davranış kurallarını ve erdemi öğreniyorlardı.


Pisagor, kadınların bir eşya gibi görüldüğü ve işlerinin yalnız evi yönetmek olduğu bir zamanda onların toplulukta eşit şekilde çalışmalarına izin verdi. Orfeusçu tapımın üyesi olan Brontinus'un kızı ve Pisagor'un eşi olan Theano da bir matematikçiydi.
Devamını Oku

BLAİSE PASCAL KİMDİR?

Pascal kimdir? Blaise Pascal’ın hayatı. (Doğum: 1623 Ölüm: 1622)
Fransız matematikçi, fizikçi ve Hıristiyan düşünür.

Pascal, 19 Haziran 1623 günü Fransa'da Clermont'ta hayata merhaba dedi. Babası kültürlü bir adamdı. Pascal yedi yaşına ulaşınca, babası Paris'e yerleşti. Yedi yaşına gelen parlak çocuk öğrenimine başladı. Kendisi gibi çok güzel ve kültürlü iki kız kardeşi vardı. Özellikle Jak Qualine, Pascal'ın yaşamında önemli rol oynamıştır. Kız kardeşinin bu tesiri bazen iyi, fakat çoğu kötü yönde olmuştur.Bir Fransız matematikçi ,fizikçi ve bununla beraber teolojist olan Blaise Pascal, Etienne Pascal'in üçüncü çocuğu ve tek oğluydu.Daha üç yaşlarındayken annesinin ölümü üzerine yetim kalır.1632 senesinde babası dört çocuğuyla birlikte Clermont’u terk ederek Paris’e yerleşir.



Pascal doğduğunda, Descartes yirmi yedi yaşındaydı. Descartes öldükten sonra Pascal daha on iki yıl yaşadı. Newton'dan sadece birkaç yıl önce dünyaya gelmiştir. Descartes ve Fermat şeklinde büyük matematikçilerle çağdaş olması bir yerde kendisi için bir şanssızlıktı. Bu yüzden, tek başına oluşturabileceği olasılıklar kuramının keşfini Fermat'la paylaştı. Kendisini harika çocuk diye ünlü yapan yaratıcı geometri fikrini, kendisinden daha az ünlü olan Desargues'dan esinlendi. Daha çok din ve felsefe mevzularına eğildiği için matematiğe az zaman ayırdı. Kız kardeşi ona bu konuda egemendi. Buna karşın, yapabileceğinin çok daha fazlasını verdi. Babası antiortodox olduğundan O’nu kendisi yetiştirmeye karar verir. Kendisi de süresinin iyi matematikçilerinden olan Etienne Pascal, oğlunun 15 yaşından önce matematik çalışmaması gerektiğine karar vererek evini matematik dokümanlarından arındırır.Fakat bu minik Pascal’in yalnız matematik merakını ateşler,12 yaşında kendisi geometri çalışmaya başlar. O zamanlarda üçgenin iç açılarının toplamının, iki dik açının toplamına eşit bulunduğunu bulur , bunun üzerine babası teslimi silah eder ve ona incelemesi için Euclid’in teoremlerini içeren dokümanları verir. Şu demek oluyor ki matematikle ilgisi çocukluk döneminde matematik eğitimi almadan adım atar, sonraları babasıyla beraber Academie Parsienne deki derslere katılmaya başlar, 16 yaşına ulaştığında burada etken olarak rol alır, ve profesör Girard Desargues in bir numaralı desteksi ve öğrencisi olur. Bu esnada özellikle konikler üzerinde çalışarak mevzu hakkında kitapçık yayınlar. 1639 senesinde da Pascal'ın Esrarengiz Altıgeni yle geometriye katkıda bulunur.

Pascal, çok erken gelişen bir çocuktu. Fakat, vücutça çok zayıftı. Bunun tersine, kafası çok parlaktı. Öğrenimi başlangıçta çok başarılı geçiyordu. Çok küçük yaşta olmasına rağmen, matematiğe gösterdiği ilgi çok dikkati çekiyordu. Hatta, matematik problemleriyle gece gündüz uğraşmaya başladı. Sağlığının bozulacağından kuşkulanan babası, bir aralık onun matematik çalışmasına engel olduysa da, onun bu davranışı Pascal'ın matematik çalışmasına daha çok yöneltti. Geometri çalışmak için oyunlarını bıraktı. On iki yaşlarında babasına, geometrinin ne dernek olduğunu sordu. Euclides'in "Elements" adlı geometri kitabını kısa bir süre içinde yutarcasına bir roman benzer biçimde okudu. Hiçbir yardım görmeden ve hiçbir geometri okumadan, çok minik yaşta bir üçgenin iç açılarının toplamının 180 aşama, yani iki dik açı olduğunu kanıtlamıştır. Daha önce, hiç bir kitabı okumadan, Euclides'in biroldukça önermesini ispatlamıştı, yine, Pascal hakkında abartma yapmaktan özellikle kaçınan kız kardeşi Gilbert'in söylediklarına gore; Pascal Euclides'in ilk otuz iki önermesini Elements adlı kitabındaki sıraya gore bulmuştur. Otuz ikinci önerme ise, bir üçgenin iç açılarının toplamı ile ilgili kanıtlamalıdır.


Daha 16 yaşındayken konikler üzerine bir inceleme yazdı. 1642'de bir hesap makinası icat etti. Matematikle uğraşan babasıyla birlikte Paris Mersenne Akademisi'ne kabul edildi. Pascal on dört yaşına ulaşınca, Mersenne tarafından yönetilen bilimsel tartışmalara kabul edildi. Bu tartışmaların yapılması, Fransız İlimler Akademisini doğurdu. Pascal kendi kendine bir geometrici olmuştu. Baba Pascal'ın hükümet makamlarıyla boğuşması aileyi kötü duruma düşürdü. Güzel ve parlak kız kardeşi Jacqueline, vergi mevzusunda babası ile anlaşmazlığa düşen Cardinal de Richelieu'yu eğlendirmek için, önünde oynatılan bir oyunda kendisini tanıtmadan oyuna çıkar. Kendini fanatik eden artistin kim olduğunu öğrenen Cardinal, tüm aileyi bağışlar ve ondan sonra baba Pascal'a bir memurluk verir.
Pascal, on altı yaşından önce, 1639 yılında, geometrilerin en güzel teoremini ispat etti. On dokuzuncu yüzyılda yaşayan İngiliz matematikçisi ünlü Sylvester, Pascal'ın bu büyük teoremine "kedi beşiği" adını vermiştir. Pascal, on bir yaşına erişince sesler hakkında bir eser vermiştir. 

On altı yaşlarındayken, konikler üzerine bir eser yazarak, ünlü Descartes'i hayretlere düşürmüştür. On sekiz yaşına ulaşınca, şimdi Paris sanayi müzesinde gizlenen hesap makinesini bulmuştur. Fizikte, havanın ağırlığını, sıvıların denge halini ve basıncı hakkında Pascal kanunlarını bulmuştur.

Apollonius ve başkalarının çalışmalarını birer sonuç gören dört yüz tane önerine ortaya koymuştur. Bu eserin tümü basılamadığı için, bir daha da ele geçmemek üzere kaybolmuştur. Fakat, Leibniz bu eserin bir kopyasını görmüş ve onu inceleme şanslılığına ermiştir. Pascal'ın bu eseri geometrik bir metrik olmayıp bir iz düşüm geometrisidir. Aristo, matematiği çokluklar ilmi diye tanımlıyordu. Oysa Pascal'ın geometrisinde çokluk yoktur. Pascal, on yedi yaşından ölümü olan otuz dokuz yaşına kadar ızdırapsız ve acısız gün görmedi. Hazımsızlık, mide ağrıları, uykusuzluk, yan uyuklamalar ve bu ağrıların verdiği gece kabusları onu yedi tamamlamış oldu. Böyle olmasına karşın, yine de bu ağrılar içinde durmadan çalışıyordu.Pascala bakılırsa rastlantı geometriye dökülebilir. O'nun mümkünlıklar hesabına yaklaşımı, Pascal üçgeni denen aritmetik üçgene dayanır. Pascal daha sonra sikloit üzerine incelemelere başladı ve Traité des sinus du quart du cercle (Çeyrek çemberin sinüsleri üzerine inceleme) adlı yaratışında Leibniz 'in de yararlanacağı karakteristik üçgeni buldu... 1653'ten itibaren matematik ve fizik üzerine çalışarak sıvıların kararsızlığı üzerine bir kitapçık yazar. Bu kitapçıkta Pascal'ın basınç kanunu açıklanır. Kendisi binom üçgeni üzerinde çalışan ilk matematikçi olmasa da bu mevzuda çalışması değişik gelişmelere ışık tutmuştur.

Aynı yıl babasının bir vergi toplama memuru olarak tayini çıkması üzerine Paris'i terk ederek Rouen şehrine yerleşirler. Burada babasına yardımcı olmak amacıyla ilk rakamsal hesap makinesini yapar, bunu gerçekleştirmek için üç yıl çalışır, 1642-1645. Yirmi üç yaşlarında, kız kardeşinin baskı ve etkisiyle Hıristiyan dinine ve bunun içinde bazı tarikatlara girdi. Bu konuda epey sarsıntılar da geçirdi. Fakat, gene onda matematik ağır bastı. Pascal, hurma ağaçları benzer biçimde tepeden kurumaya başladı. Aynı yıl hazım organları bozuldu. Bu ara geçici bir felç geçirdi. Bu ona çok ağrılar verdi. Her şeye rağmen, düşüncesi ve kafasının çalışmaları sürüyordu. 1648 senesinde Toriçelli'nin (1608 -1647) çalışmalarını inceleyerek, onun da önüne geçti. Yükseklikle basıncın değiştiğini saptadı. Descartes, Pascal'la çeşitli konuları mevzulaştırmak ve özellikle barometre hakkında bilgi almak için geldi. Bu iki bilginin yaradılış ve ruhsal durumları pek uyuşmuyordu. Descartes, konikler üzerine yazılan eserin on altı yaşlarında bir çocuk tarafından yazıldığına inanmayı açıkça kabul etmedi. Daha da ileri giderek, Pascal'ın barometre deneyleri düşüncesini, Mersenne'nin çalışmalarından çalmış olmasından şüphelendi. Descartes'le Pascal'ın aralarında çekememezliğe yol açan üçüncü konu din üzerine olan düşüncelerindeki ayrılıklardı.

Descartes Cizvitleri tutuyor, Pascal'sa Jansen'in mezhebini savunuyordu. Pascal'ın açık sözlü kız kardeşi Jacqueline'nin sözlerine bakılırsa, bu iki dahi birbirlerini fazlaca kıskanıyorlardı. Bu nedenle de, adı geçen yukarıdaki görüşme ve ziyaret soğuk bir buluşma olmuştu. Descartes'in genç dostuna bazı öğütleri oldu. Pascal da onu ciddiye almadı. 1658 yılının bir gecesinde, uykusuzluk ve diş ağrılarından kıvranan Pascal, kerpetenin egemen olduğu bir zamanda, korkunç ağrılarını unutmak amacıyla, birçok ünlü matematikçinin uğraştığı zarif sikloid eğrisine daldı. Tüm ağrılarının geçtiğini gördü. Ya da, sikloid üzerine o denli daldı ki, tüm ağrı ve acılarını unuttu. Tam sekiz gün sikloid geometrisi üzerinde çalıştı. Bu eğri ile ilgili olan çeşitli problemleri çözmeyi başardı. Bu buluşlarının bazılarını takma Amos Detonville imzasıyla, Fransız ve İngiliz matematikçilerine meydan ,okumak amacıyla basılmıştır. 1658 yılında kendini oldukca hasta hissetti. Kısa aralıklarla gelen uyuklamalar haricinde, şiddetli ve dinmek bilmeyen baş ağrıları ona çok eziyet ediyordu. Tam dört yıl bu ağrılarla kıvrandı. 1662 yılının haziran ayında otuz dokuz yaşındayken öldü. Ölümünden sonra yapılan otopsisinde, ağrılarının sebebinin ciddi bir beyin hastalığından ileri geldiği saptandı. Pascal'ın felsefeyle ilgili en meşhur kitabı Pensées (Düşünceler), din, yaşam ,bilim üzerine, O'nun daha çok dinsel yönünü ve allah inancını ortaya kor, bunu da şöyle diyerek gösterir;If God does not exist, one will lose nothing by believing in him, while if he does exist, one will lose everything by not believing. (Eğer allah yoksa insan ona inanmakla aslabirşey kaybetmeyecek, fakat var ise inanmamakla çok şey kaybedecek.) Bu kitabı yaşadığı devirde yayınlanmasına izin verilmese de ölümünden birkaç yıl sonra yayınlanmıştır. Pascal 39 yaşında 1662 senesinde kansere yenik düşerek hayata gözlerini yumar Pascal, Fermat ile birlikte olasılıklar kuramını kurmakla, yeni bir matematik dünyası yaratmış oluyordu. Bu kuramın tüm inceliklerini ortaya döktü. Bu kuramı oluştururken, Fermat'la sürekli haberleşmişlerdir. Meydana getirilen bu mektup görüşmeleri incelendiğinde, bu kuramın gerçek kurucularının Pascal ile Fermat'ın eşit payları olduğu görülür. Yapmış oldukları şeyler temelde aynı, fakat derinlemesine inilmeleri ayrı ayrıdır. Bu arada Pascal'ın düştüğü ufak hatayı Fermat belirtince, Pascal da bu hatasını hemen düzeltti. Bu haberleşmedeki ilk mektuplar kaybolmuşsa da, daha sonraki mektuplar hala eldedir. Bu büyük mümkünlıklar kuramının çıkış sebebi, Pascal'a kumarbaz Chevalier de Mere tarafından önerilmesiydi. En önemli görevi de elli iki kağıt oyunu oynuyordu. Bu ara tavla zarlarının, şekilleri aynı olan ayrı renkli bilyelerin önemi büyüktür. Buna bağlı olarak, ünlü Pascal üçgeni hayata merhaba dedi. Pascal'ın bu üçgeni, daha sonraki yıllarda çok kullanıldı. Özellikle seri açılımları ve binom açılımı bu yöntemle kolaylıkla bulunur.



Pascal Üçgeni – 1 11 121 1331 14641


Pascal üçgeni, binom açılımındaki katsayıları bulmaya yarar. Pascal'ın bu üçgeni, olasılıklar kuramında da ustalıkla kullanılır. Bu üçgen, biyolojideki uygulamalar, matematik, istatistik ve pek çok modern fizik konularında uygulama alanı bulunur. Hıristiyan dini, mezhepler ve sonu gelmez ağrılar içinde bir dahi maddi olarak yok olup gitmiştir. Fakat, bıraktıklarıyla yaşamaktadır. ±Pascal'dan İnciler: “Sebeplerin varacağı son nokta, onun ötesinde çok şey vardır. İnsanoğlunun mahiyeti arzu ve isteklerle doludur, o bütün bunları tatmin edebilecek olana müştaktır.” “Yarış at için neyse, yalanlamak ,inanmak ve şüphe etmek insan için odur. Biz gerçekleri sadece sebeplerle değil, kalple de buluruz.
Devamını Oku

ÖMER HAYYAM KİMDİR?

Öme Hayyam kimdir? Ömer hayamın hayatı. Doğum: 1048 Ölüm:1131
Ömer Hayyam  İranlı şâir, filozof, matematikçi ve astronomdur.

Daha çok dörtlük biçiminde yazmış olduğu felsefî şiirlerle tanınan Ömer el-Hayyâm (1048-1131), bununla beraber matematik ve astronomi alanlarındaki çalışmalarıyla bilimin gelişimini etkilemiş seçkin bir bilim adamıdır.



Çadırcı anlamına gelen "Hayyam" takma adını babasının çadırcılık yapmasından almıştır. Ek olarak İstanbul'un Beyoğlu ilçesinde bir semte adını da vermiştir. Tarla başı bulvarında Sakızağacı ışıklardan başlayıp, Tepebaşı'na kadar inen caddenin adıdır. Hayyam hem de çok iyi bir matematikçiydi. Binom Açılımını ilk kullanan bilim insanıdır. Hayyam, genel anlamda şiirlerindeki eğlence düşkünlüğünün belirgin olmasından dolayı Rubaileri ile ünlenmiştir.

Matematiğe ilişkin araştırmaları özellikle sayılar kuramı ile cebir alanında yoğunlaşmıştır. Eukleides'in Elementler'i üzerine yapmış olduğu bir yorumda, işlemler sırasında irrasyonel sayıların da rasyonel sayılar benzer biçimde kullanılabileceğini ilk kez kanıtlamıştır.
En kıymetli cebir yapıtlarından birisi olan Risâle fî'l-Berâhîn alâ Mesâili'l-Cebr ve'l-Mukâbele'de (Cebir sorunlarına İlişkin Kanıtlar) denklemlerin birden fazla kökü olabileceğini göstermiş ve bunları, kök sayılarına göre sınıflandırmıştır.

Ömer el-Hayyâm'ın astronomi alanındaki çalışmaları da çok önemlidir. Eskiden beri kullanılmakta olan takvimlerin düzeltilmesi için Selçuklu Sultanı Celâleddin Melikşâh (1052-1092), 1074-1075 seneleri civarında İsfahan'da bir gözlemevi kurdurmuş ve başına da devrin en ünlü astronomlarından biri olan Ömer el-Hayyâm'ı getirmişti.

Ömer Hayyam, birçok bilim insanınca Bâtınî ve Mu'tezile anlayışlarına dâhil görülür. Evreni idrak etmek için, içinde yetiştiği İslam kültüründeki hâkim anlayıştan ayrılmış, kendi içinde yaptığı akıl yürütmeleri eşine azca rastlanır bir edebi başarı ile dörtlükler halinde dışa aktarmıştır.

Rubaîlerinde; dünya, var oluş, Allah, devlet ve toplumsal örgütlenme biçimleri gibi hayata ve insana ilişkin mevzularda özgürce ve sınır tanımaz bir halde akıl yürüttüğü görülmektedir. Akıl yürütürken ne içinde yaşadığı toplumun ne de daha öncesi zamanlarda yaşamış toplumların kabul ettiği asla bir kurala bağlı kalmamış, kendinden önce yaşayanların insan aklına koymuş olduğu sınırları kabullenmemiş, bir anlamda dünyayı, insanı, var oluşu kendi aklıyla baştan tanımlamış; bundan dolayı de çağını aşarak "evrenselliğe" ulaşmıştır. Sadece unutmamak gerekir ki Hayyam'ın yaşadığı dehemmiyet, kendisi gibi çağları aşan ve tarihin gördüğü en büyük düşünürlerden birini yaratacak sosyo-kültürel altyapıya sahipti. Kendi tarihinin kim bilir en aydınlık dönemlerini yaşayan İslam dünyasında felsefenin hak ettiği ilgiyi gördüğü, Selçuklu saraylarında ise sentez bir Orta Doğu kültürü (Türk-Hint-Arap-Çin-Bizans) oluşmaya başladığı bir dönemde yaşayan düşünür, böylece nispeten etkisiz ve bilimsel bir öğrenim görmüş, Müslüman fakat felsefeyi günah saymayan bir toplum içinde özgürce felsefe ile ilgilenebilmiştir.

Hayyam, aynı zamanda dünya bilim tarihi için de önemli bir yerdedir.Günümüzde kullanılan Miladi ve Hicri Takvimlerden çok daha hassas olan Celali Takvimi'ni hazırlamıştır. Okullarda Pascal Üçgeni Fransız matematikçi Blaise Pascal'ın soyadıyla olarak öğretilen matematik kavramı aslına bakarsak Ömer Hayyam tarafınca oluşturulmuştur. Matematik, astronomi mevzularında dünyanın önde gelen bilim insanlarındandır. Biroldukça bilimsel çalışması olduğu bilinmektedir.

Pek çok Rubai ünü sebebiyle Hayyam'ınkilerine karıştırılmıştır, bilinen kadarıyla Rûbailerinin sayısı 158'dir. Fakat kendisine mal edilenler binin üzerindedir.

Ek olarak Ömer Hayyam için tarihteki ilk malum savaş karşıtı eylemci yakıştırması da yapılmaktadır.
Devamını Oku

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Son Yorumlar