gıda etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
gıda etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

ŞEFTALİLİ KEK NASIL YAPILIR?

Çikolatalı kek, üzümlü kek, elmalı kek vb. çok sevdiğimiz ve yemelere doyamadığımız hamur işleri arasında olabilir ama insan bazen biraz da değişiklik yapmak istiyor. İşte o anlardan biri için bir tarifimiz var. Yazın yemeye doyamadığımız o mis gibi şeftalilerle hazırlayacağınız nefis bir tarif var sırada, hazır mısınız?


Malzemeler:

  • 4 adet şeftali  
  • 3 yumurta 
  • 1 su bardağı toz şeker 
  • 2 su bardağı un
  • 1 paket kabartma tozu 
  • 1 paket vanilya 
  • 1 su bardağı sıvıyağ 
  • 1 su bardağı süt 

Öncelikle fırını 180 dereceye ayarlayıp ısınmasını bekliyoruz.
4 adet şeftaliyi kalın kalın dilimleyip silikon bir fırın kabına dizip fırına veriyoruz. Şeftalilerin kabuklarını soymanıza gerek yok çünkü fırında yumuşayacakları için kabuklarından kolayca ayrılıyor olacaklar.
Şeftalileri 10 dakika fırınladıktan sonra bir tabağa alıp soğutuyoruz.
Bu esnada kekin harcını hazırlamaya başlayabiliriz.
Oda ısısındaki 3 adet yumurtanın beyazını güzelce çırptıktan sonra toz şekeri yavaş yavaş ilave ederek iyice köpük kıvamına gelene kadar çırpmaya devam ediyoruz.
Ardından yumurta sarılarını, sütü ve sıvıyağı yavaş yavaş ilave ederek çırpmaya devam ediyoruz.
Bir kenarda 2 su bardağı un, 1 paket kabartma tozu ve 1 paket toz vanilyayı elekten geçirip sıvı karışıma ilave ediyoruz. Bu aşamadan sonra mikser kullanmamak oldukça önemli. Böylece kek harcının içindeki havayı söndürmeyeceğiz.
Bir spatula yardımıyla dıştan içe doğru nazikçe karıştırıyoruz.
Silikon kek kalıbını tereyağı ile yağlayıp 1 yemek kaşığı toz şeker serptikten sonra ön pişirme yaptığımız şeftalileri diziyoruz. Buradaki en önemli püf noktası şeftalilerin arasında mümkün olduğunca boşluk kalmaması. Böylece kek harcı akıp alt tarafa geçemeyecektir.
Şeftalileri dizdikten sonra üzerine hazırladığımız kek harcını döküyoruz ve 180 dereceye ayarlanmış fırında fansız alt üst pişirmede 45 dakika pişiriyoruz.
Afiyet olsun  :)

Devamını Oku

ÇEMEN OTUNUN FAYDALARI NELERDİR?

Buyotu olarak da bilinen çemen otu Çin’den Akdeniz’e kadar yaygın bir alanda yetişmektedir. Tohumları tüketilirken bazı ülkelerde yeşil yaprakları ıspanak gibi de tüketilmektedir. Acımsı ve aromatik bir tada sahiptir. Çemen otu esasında kırk değişik çeşit madde bulunur. Kullanımı oldukça eski tarihlere dayanan çemen otunun günümüzde en yaygın kullanıldığı mutfaklar aromayı ve baharatı seven Ortadoğu ve Hint mutfaklarıdır.


Türk mutfağında bu ot çemen tozu şeklinde kullanılır. Çemen tozu çemen otunun tohumları kurutularak elde edilen acımsı ve bol aromalı bir baharattır. Tahmin edileceği üzere en çok Kayseri’de pastırma üretiminde kullanılır.
Diğer ülkelerde öğütülmüş olarak et yemeklerinde, yemek soslarında ve turşularda kullanılmaktadır. Ülkemizde de bol miktarda salça ve birkaç farklı baharatla da karıştırarak kahvaltılık sos olarak tüketilmektedir.
Çemen otunun bitkisel tedavi yöntemleri arasında da önemli bir yeri vardır. Leziz bir baharat olmasının yanı sıra çay şeklinde demlenerek tedavi amaçlı da kullanılmaktadır.

Faydaları

  • Kan şekerinin düzenlenmesine yardımcı olur.
  • Kolesterol seviyesini düşürür.
  • Böbrek hastalıklarının tedavisinde kullanılır.
  • Menapoz belirtilerini hafifletir.
  • Adet dönemi sancıları için ağrı kesici özelliği taşır.
  • Anne sütü miktarını arttırır.
  • Tip 2 diyabet hastalarında kan şekerini düşürdüğü tespit edilmiştir.
  • Yüksek kan şekerine bağlı olarak oluşan sinir ağrıları, aşırı susama, ciltteki enfeksiyonlar, sık sık idrara çıkmak gibi sorunları hafiflettiği görülmüştür.
  • İştah açıcı etkisi vardır.
  • Sindirim sisteminin daha sağlıklı çalışmasına yardımcı olur.
  • Çayın dışında harici kullanım ile cilt yüzeyinde oluşan iltihaplı yaraların, egzamanın ve çıbanların tedavisinde kullanılır.
Çemen otu tohum ve filizlerini az miktarda bitkisel bir yağ ile karıştırdıktan sonra bir macun hazırlayabilir ve kendi göğüs dolgunlaştırıcı kreminizi yapabilirsiniz. Çemen otunun içerisinde bulunan diosgenin maddesi östrojen yani kadınlık hormonunun yarı sentetik formunu elde etmek için kullanılan bir kimyasal türüdür. Östrojenin başlıca etkilerinden biri göğüslerde yarattığı büyüme etkisidir. Göğüs hücrelerinin büyümesine yol açarak daha dolgun göğüslere sahip olmayı sağlar. Göğüs dokuları bitkisel ürünleri belli bir miktarda emebilme özelliğine sahiptir. Bu sebeple bu macun kullanılarak doğal yoldan dolgunlaşmış göğüslere sahip olunabilir. Bu elbette estetik bir müdahale ile oluşan büyümeyi sağlamayacaktır ancak Dr. James Duke yaptığı araştırmalarda bu yöntemlerin işe yaradığından bahsetmiştir. Aynı zamanda çemen otu tozu ile göğüslere masaj yapmanın da faydalı olabileceğini söylemiştir.
Çemen otu çayı çemen otunun tohumları kullanılarak hazırlanır. Çemen otu çayı hazırlanırken en önemli nokta bütün tohumların kullanılmasıdır. Kırılmış, öğütülmüş haldeki tohumlardan değil bütün haldeki tohumlardan kullanmanız gerekir.
İki farklı demleme yöntemi vardır. 
Bunlardan ilki soğuk demleme yöntemidir. 2 su bardağı suyun içerisine 1 tatlı kaşığı ( ortalama 5 gram ) çemen otu tohumunu koyduktan sonra 3 saat bekleyip tohumları süzün. Soğuk demleme yöntemi ile elde ettiğiniz bu çayı ısıtarak da tüketebilirsiniz.
İkinci yöntem ise sıcak demleme yöntemidir. 250 ml suyu kaynattıktan sonra altını kapatın ve içerisine yine 1 tatlı kaşığı ( yaklaşık 5 gram ) çemen otu tohumunu ilave edin. Yaklaşık 20 dakika demledikten sonra tohumları süzerek tüketebilirsiniz.
Çemen otunun aşırı tüketildiği durumlarda gaz problemleri yaşanabilir. Bunun beraberinde baş dönmesi ve ishal gibi yan etkiler de gösterebilmektedir.
Cerrahi operasyonlar öncesinde kullanılmaması gerekir aksi takdirde kanamayı arttırabilir.
Ayrıca çemen otu üzerinde yapılan araştırmalarda kanda bulunan potasyum seviyesini düşürdüğü yönünde tespitler bulunmaktadır. Bu sebeple potasyum düşüklüğü olan kişilerin kullanması sakıncalı olabilir.
Hamilelik ve emzirme döneminde olan kişilerin kullanmadan önce bir doktora danışmaları gerekmektedir.
Diyabetli hastaların da belirtilen faydalar sebebiyle çemen otu kullanmadan önce mutlaka doktorlarına danışmaları gerekmektedir.

Devamını Oku

KREATİN NEDİR?

Son yıllarda gerek sağlık, gerek iyi bir fizik açısından birçok insanın vazgeçilmezlerinden biri haline gelen vücut geliştirme, fitness, egzersizlerin yanında, beslenmeyle birlikte ek olarak alınan maddeler de çok göz önüne çıkmaya başladı. Dikkat edilmesi gereken mesele ise, bu takviye maddelerin birçoğunun maalesef yarardan çok zararının olması…


20 yıl öncesinde takviye besinleri neredeyse yokken, bugün bu maddeleri her köşe başında, her spor salonunun vitrininde, hatta marketlerde bulmak mümkün. 80’li yıllardan itibaren ithalatının serbest kaldığı bu maddeler piyasada büyük bir yer kaplıyor.
Kullanımı sağlık açısından şüpheli görünen bu takviyelerden en çok ilgi uyandıranlarından biri de Kreatin. Kreatinden bahsedebilmek için öncelikle kreatin fosfattan bahsetmek gerekir ki bu, vücudun hareket için ihtiyaç duyduğu enerjinin yani ATP’nin en kısa sürede üretilmesini sağlayan bileşimdir. Oksijene ihtiyaç duyulmadan üretilen bu enerji, kısa ve patlayıcı hareketlerde büyük rol oynar. Genelde bu hareketler sporcuların etkinlikleri sırasında, örneğin ağırlık kaldırma, rebound yapma ya da beyzbol sopasına vurma gibi hareketlerdir. Kreatin de vücudun kendisinin üretebildiği bir aminoasittir. Hayvansal gıdalar yoluyla alınabilen bu aminoasit vücutta depolanabilir.  Vücuda alınan daha fazla kreatin daha fazla kreatin fosfat ve dolayısıyla daha yüksek enerji anlamına gelir. Böylece hızlı aktiviteler ile kasılan kaslar daha kreatin fosfat depolayarak daha seri tepkiler vermeye başlar.
Kreatin tüm memelilerin vücutlarında bulunan bir aminoasit olması sebebiyle kreatin ihtiyacını karşılamanın en iyi yolu kırmızı et ve balık tüketmektir. İnsan vücudu sağlıklı beslenmeyle günlük olarak 1 gram kadar kreatin sağlayabilir. Ama kasların ihtiyaç duyduğu kreatin oranı bunun çok daha fazlasıdır. Kasların ihtiyaç duyduğu kreatin günlük olarak 5-6 gramdır. Bu miktarı et ve balıktan elde etmek gerek maddi gerekse sağlıksız olması açısından mümkün değildir. Bu yüzden dayanıklılık ve kuvvet gerektiren sporlarla uğraşanlar genelde kreatin takviyesine başvurmaktadır.
Kreatin kullanımı kişinin kafasına göre yapmaması gereken bir şeydir. Sporcular için gerekli önerileri yapan doktorlar vardır muhakkak ama sırf kişi egzersiz yapıyor diye kreatin kullanımına da başlamamalıdır.
Doktor ya da bir uzman tarafından kreatin takviyesi alması önerilmiş kişi, ilk haftalarda kilosu başına 300 mg. Kadar kreatin takviyesi almalıdır, bu evre yükleme evresi olarak bilinir. Bu evrenin bitiminde doz 100 mg.’a indirilmelidir. Ayrıca bu dozlar tek seferde olmamak kaydıyla küçük dozlar halinde alınmalıdır. Böylece vücudun kreatini emilimi çok daha iyi olacaktır. Dönem dönem kullanıma ara verilmeli, vücudun kreatini kendisinin üretmesine yardımcı olunmalıdır. 

Devamını Oku

DENİZ BÖRÜLCESİ NEDİR?

Tuzlu ve ekşi bir tadı olan deniz börülcesi oldukça lezizdir. Sirke ile beraber çiğ olarak ya da sarımsak, limon ve zeytinyağı ile karıştırılıp salata şeklinde tüketilebilmektedir. Avrupa’da özellikle Atlas Okyanusu, Baltık Denizi ve Akdeniz kıyılarında yetişen deniz börülcesi, Türkiye’de Gökova’da yaygın olarak görülmektedir. Bunun yanı sıra Tuz Gölü çevresi, Ereğli, Aksaray, Burdur ve Tarsus kıyılarında da yetişmektedir.


Deniz Börülcesi, deniz kıyılarında gel-git olan yerlerde sular çekildikten sonra yetişir. Köklerinin suyun altında kalmasına ve tuza dayanıklılığı sebebiyle deniz kıyılarında ya da deniz suyunun nüfuz ettiği topraklarda yetişen deniz börülcesi filizlenebilmek için ise tatlı suya ihtiyaç duymaktadır. Bu sebeple filizlenmesi yağmur ya da sel sonrası olabilmektedir.

Deniz Börülcesi’nin Faydaları Nelerdir?

Deniz börülcesi denizdeki mineralleri içerisinde barındırması sebebiyle birçok mineral bakımından oldukça zengindir. Bu mineraller potasyum, kükürt, iyot, kalsiyum, sodyum, magnezyum, fosfor, çinko, demir ve bakırdır. 
İyot eksikliği sebebiyle guatr hastalığı olan kişilere iyi gelebilen deniz börülcesi aynı zamanda idrar söktürme açısından da faydalıdır. Bununla birlikte zengin besin değerleri sebebiyle vücuda güç ve zindelik de kazandırabilmektedir. 
Deniz Börülcesi Hakkında Bilinmesi Gerekenler Nelerdir?
  • İçerisinde tuz barındırması sebebiyle yüksek tansiyon problemi olan kişilerin dikkatli tüketmesi gereken bir besindir. 
  • Deniz börülcesi çamurlu ya da kumlu, tuzlu ve alkali toprakları sevmektedir.
  • Deniz börülcesi tuza çok dayanıklı olan bir bitkidir. Ancak tuz bitkinin dayanabileceğinden daha yüksek olursa bitki kırmızı renk alır ve ölür. 
  • Deniz börülcesinin kökleri su altında kalmaya dayanıklıdır ancak tamamen su altında kalması durumunda da yine ölür. 

Devamını Oku

İNCİR KURUTMA YÖNTEMLERİ NELERDİR?

İncir: Latince ismi Ficus Carica olan İncirin anavatanı, Güneybatı Asya ve Doğu Akdeniz bölgesidir. Dutgiller familyasından, küçük ağaçcık cinsinden bir bitkinin meyvesidir. Ağaçları erkek ve dişi olarak farklılık gösterir. Dişi ağaçların meyvesi yenilebilir kalitede büyük ve fazladır. Erkek ağaçların meyvesi ise küçük ve tatsızdır. Bu nedenle erkek ağaçlar tozlaşma için kullanılır. Dişi ağaçların yanına bir erkek ağaç dikilir ve mazı böcekleri kanalıyla çiçek tozları dişi ağaca taşınarak döllenme gerçekleşir. İçeriğinde A, B, C vitaminleri bulunur. Meyvenin %30-40’ı şekerden oluşur. Yapraklarından elde edilen incir sütü siğiller ve ciltte oluşan sivilceler için kullanılır. Taze toplanmış yaprakların lapa haline getirilmesiyle elde edilen karışım ile yaralara kompres yapılabilir.


Türkiye, incir üretiminde dünyada ilk sırada gelmektedir. Ülkemizde en fazla üretim Aydın ve Ege bölgesinde yapılmaktadır.
İncir, kışları ılık, yazları sıcak ve kurak geçen tropikal iklim kuşaklarında bol meyve verir. Yıllık ortalama sıcaklığın 18-20 derece olması incir üretimi için yeterli sıcaklıktır. Yüksek ve düşük sıcaklıkların etkin olduğu iklimler, incir yetiştiriciliğini olumsuz yönde etkiler. İncir, diğer meyvelerin aksine dalından koparıldıktan sonra Pazar olgunluğuna ulaşmaz. Dalından hangi olgunlukta koparılırsa o haliyle kalır. 
İncir Kurutma Yöntemleri
Özellikle Aydın ve İzmir’in Büyük ve Küçük Menderes havzalarında yetiştirilen incirler, dünyanın en kaliteli incirleridir. Bu bölgelerde üretilen incirler sarı lop denilen cinstendir. İncir kurutma dönemi, genel olarak sıcaklığın 30 dereceye çıktığı Ağustos ve Eylül aylarında yapılmaktadır. Taze tüketilecek incir ile kurutulacak incirin hasatları farklı yapılır. Taze tüketilecek incirler, yeni olgunluğunda toplanmalıdır. Hasat için genel olarak sabah serinliği tercih edilir. Bunun en önemli sebebi sıcakta toplandığında meyvelerin dayanma süresinin azalmasıdır.
Kurutmalık incirler ise dalında iyice olgunlaşıp, bir miktar suyunu kaybettikten sonra kendiliğinden ağaçların dibine düşer. Düşen incirler hemen toparlanarak direk güneş ışığı alan yerlerde bulunan sergilere dökülürler. Mümkünse incirlerin kurutulacağı alan yerden en az yarım yada 1 metre yüksekte, altı elek şeklinde hava alabilecek platformlardan oluşmalıdır. Geceleri de bir naylon veya branda ile incirlerin üzeri örtülmelidir. Böylece incirler daha hijyenik koşullarda kurutulmuş olacak ve zararlı böceklerden de korunması sağlanacaktır. Güneş ışığına maruz bırakılan incirler, sabah serinliklerinde kontrol edilip ters-düz edildikten sonra 3-5 gün içinde kurumuş olacaktır. Bunun dışında seraya benzeyen alçak tünel olarak ifade edilen 1-2 metre yüksekliğindeki her tarafı naylonla kaplı tünellerde de incirler kurutulabilir. Bu kurutma şekli ile daha temiz ürün alınabilir. Bir diğer kurutma yöntemiyse son dönemlerde kullanılmaya başlanan güneş kolektörü denilen tünellerdir. Bu sistemle daha kısa sürede hijyenik ürünler elde edilmektedir.
Evde incir kurutma yöntemleri:
Bahçeli evi veya balkonu müsait olan kişiler kendi evlerinde de incir kurutabilirler. Profesyonel kurutma yöntemlerinde olduğu gibi evde incir kurutulurken de hijyen koşullarına dikkat edilmesi gerekir. İncirler iyice yıkanıp kurulandıktan sonra mümkünse yerle temas etmeyecek yükseklikte, delikli kaplara yada eleklere serilmelidir. Ara sıra kontrol edilerek ters düz edilir. Geceleri üzeri kapatılmalı sabah tekrar açılmalıdır. Bunun dışında farklı bir kurutma yöntemi daha vardır. İncirler yıkandıktan sonra bir tencerede şekerle birlikte bir gece bekletilir. Ölçü; 2 kilo incir, 1 çay bardağı toz şeker şeklindedir. Ertesi gün incir altın sarısı renk alana dek kaynatılır. Sonrasında soğuması beklenir. Bir tepsiye birbirine yapışmayacak şekilde dizilir. Birkaç gün sonra ters düz edilerek 5-6 gün kurutulur. Kuruduklarından emin olduktan sonra, bir tatlı kaşığı nişasta ile karıştırıp kavanozlarda saklanabilir. Dilenirse pastaların içinde ve üzerinde süsleme malzemesi olarak da kullanılabilir.

Devamını Oku

ANTEP FISTIĞI FAYDALARI NELERDİR?

Antep fıstığı, yemeyi çok sevdiğimiz kuruyemişler arasında en popüler olanlardan biridir. Sakız ağacıgiller ailesinin yenebilen kabuklu meyvesi antepfıstığı, kimi bölgelerde Şam fıstığı olarak da anılır. Türkiye'de ekseriyetle Antep fıstığı olarak bilinmesinin nedeni, ülkemizdeki ilk fıstık işletmelerinin Gaziantep şehrinde kurulması ve Türkiye'ye dağıtımının da bu ilden yapılmasıdır

Yılın her zamanı tüketilebilen bu besin kaynağının içeriğindeki vitamin ve mineraller sağlık için de oldukça faydalıdır. Gıda değerleri ve kalorisi yüksektir ancak fındık ve yer fıstığına oranla, yağ oranı daha düşüktür. 
Keskin bir tadı ve ayırt edici bir kokusu vardır. Diğer yemiş ve çerez çeşitlerine göre lezzeti de daha yoğundur. Bu sebeple, içine karıştırıldığı yiyecek ve tatlıların da aromalarını değiştirir. 

Antep Fıstığı Nasıl Yetişir?
Millattan önce 6750 yılına dek izlerine rastlanan Antep fıstığı, küçük ağaçlarda yetişir. Bu ağaçlar çok uzun sürelerde büyür ve neredeyse bir insan ömrü süresinde ancak verimli olmaya başlar. 
Antep fıstığının leylak rengindeki kabukları, içindeki meyve olgunlaştıktan sonra kırmızı ve sarı arası bir renge döner ve içindeki meyveyi almayı kolaylaştıracak şekilde ikiye ayrılır. Genellikle tazeyken toplanır. Kabuğu kızarmadan toplanan Antep fıstıkları, pasta, baklava, lokum ve genel tatlı yapımında tercih edilir. Ham olarak toplanan bu fıstıkta fire olur ancak bu fıstığın rengi koyu bir yeşildir. Standart bir Antep fıstığına göre de daha pahalıdır. 
Antep fıstığının 4 türü bulunur. Bunların arasında, İran fıstığı olarak adlandırılan çeşit en çok yetiştirilen fıstıktır. İran fıstığının meyveleri diğer türlere göre daha iri ve etkidir. Ancak tadı biraz daha zayıftır. Ayrıca, yağ oranı da diğer türlere göre oldukça düşüktür. Fiyatı, diğer fıstık çeşitlerine göre daha ucuzdur.
Az yağışlı iklimi ve sıcak havayı çok seven Antep fıstığından kavurucu sıcaklarda daha çok verim alınır. Öyle ki, sıcaklığın -10 derecenin altına düştüğü soğuk ve uzun kış günleri, Antep fıstığı ağaçları için telafisi zor kayıplara neden olabilir. Aynı zamanda, bu ağaçlar, meyvesi toplanırken çok titiz olunması gereken ağaçlardır; toplama biçimi de sonraki yılın ürününü etkileyebilir. Eğer fıstıklar değnek ve sopalarla ağaca sertçe vurarak toplanıyorsa, "ağaç küsmesi" olarak bilinen durum gerçekleşir ve ağaç bir sonraki sene verimsiz hale gelir. Bazen çiftçiler, zamandan kazanmak için bir sonraki sene verimsizleşeceğini bildikleri halde bu metotları kullanır. Antep fıstığının iki senede bir ürün verdiği şeklindeki yanlış bilginin kaynağı da bu durumdur. 
Fıstığın, yağlı ve ince kabukları ona bambaşka bir tat verir. Bu kabuklar, yemişin cinsine göre fıstıktan kimi zaman kolay ayrılırken, kimi zaman fıstığa yapışmış vaziyettedir. Hem kabuklu hem de kabuksuz şekilde tüketilebilen Antep fıstığı, tuzlanıp kavrularak da yenebilir.

Antep Fıstığının Yetiştiği Bölgeler
Yalnızca Antep fıstığına değil, genel kabuklu fıstık üretimine baktığımız zaman, Amerika Birleşik Devletleriİran ve Türkiye'yi ilk üçte sayabiliriz. ABD'nin birinci, İran'ın ikinci, ülkemizinse üçüncü sırada olduğu bu listede, Türkiye'yi Suriye takip eder. Türkiye'deki fıstık diğer ülkelere göre daha kaliteli olmasına karşın, ilaç, gübre ve arazi sürülürken kullanılan mazot ücretlerinin pahalı olması nedeniyle yerli üreticiler dünyadaki rakiplerine göre daha dezavantajlı konumdadır. 
Türkiye, tüm dünyada çok sevilen Antep fıstığının "güncel" memleketlerinden biri olarak kabul edilir. Türkiye ile birlikte İran, ABD, Irak, Suriye, Hindistan ve Türkmenistan'ı da saymak gerekir. Amerika Birleşik Devletleri'nde en çok Kaliforniya'da üretilen Antep fıstığı, ülkemizde en fazla Şanlıurfa, Gaziantep (özellikle Nizip ilçesi), Siirt, Kahramanmaraş, Adıyaman, Mardin ve Diyarbakır illerinde yetiştirilir. Gaziantep'te kurulan Antep Fıstığı Araştırma Enstitüsü, türleri belirlenmiş fıstık arazileri oluşturmak için çalışmaktadır.  
Orta Doğu'nun haricinde, Orta Asya'da da yetiştirilen Antep fıstığı, kurutulduğunda daha uzun süre saklanabilir. 
Antep fıstığının kullanım alanları
Tatlılara, kimi zaman yemeklere de koymayı sevdiğimiz bu güzel yemiş, eczacılıkta öksürük şurubu içeriği olarak dahi kullanılmaktadır. 

Antep Fıstığının Faydaları Nelerdir?

Antep fıstığı, içinde barındırdığı A, B1, B2, C, E vitaminleri ile kalsiyum, bakır, demir, potasyum, magnezyum gibi mineraller sayesinde insan sağlığına birçok açıdan faydalıdır. Gelin bu faydalara madde madde bakalım: 
  • Antioksidandır; bu sayede iç organları korumaya yardım eder ve vücudu birçok hastalığa karşı korur.
  • Hastalık sonrası iyileşme dönemlerinde vücudun en iyi dostlarından biridir. İyileşme süresinin rahat geçmesini sağlar ve bünyeyi daha dirençli duruma getirerek bu süreyi kısaltır.
  • Doymamış yağ oranı yüksektir; kolesterolü yükseltmez. Aksine, kandaki kolesterol seviyesini düşürmeye yardım eder.
  • İçeriğindeki karbonhidrat sayesinde gün içinde zinde hissetmeye yardım eder, açlığa ve halsizlik hissine engel olur. Enerji deposudur.
  • 100 gram Antep fıstığında, vücudun günlük protein, B1 vitamini ve fosfor ihtiyacının yüzde 35'i bulunur.
  • 100 gram Antep fıstığında 4 gramlık bir posa bulunur. Posa miktarı açısından, pirinç, patates ve buğdaya göre 10 kat üstündür.
  • Sığır etinden, protein açısından 2 kat, fosfor açısından da 4 kat üstündür. Herhangi bir sağlık sorunu nedeniyle et yemesi yasak olanlar ya da vejetaryenler protein ihtiyaçlarını antep fıstığı ile karşılayabilirler.
  • Oldukça besleyicidir.
  • Kalp sağlığını koruyan besinlerdendir. İçerdiği "resveratrol" isimli antioksidan madde ile kronik kalp rahatsızlıklarını ve kanser riskini azaltır. Bir nevi kalp ilacı vazifesi görür.
  • Akciğer enfeksiyonlarını ve iltihaplarını olumlu yönde etkiler. İyi bir iltihap temizleyicidir. Göğsü yumuşattığı gibi, ağrıları da hafifletir.
  • Öksürüğe iyi gelir. Ezilip balla karıştırılarak içilirse öksürük için daha etkili hale gelir.
  • Bronşiti keser.
  • Balgam söktürür.
  • Mide problemlerine karşı faydalıdır. Mide asit oranını dengeler.
  • Mide kanserine yakalanma olasılığını minimuma indirir.
  • Böbrek sağlını korumaya yardım eder, böbrek ağrısını hafifletir.
  • Safra kesesinde taş oluşma riskini azaltır.
  • Karaciğer için faydalıdır.
  • İnce bağırsaklardaki glikoz emilimini azaltır ve kan şekerinin yükselmesine engel olur. Yapısındaki lipitlerin birçoğu monounsature yağ asidi içerir. Bu nedenle, buğdaya göre kan şekerini yükseltme yönünden çok daha az risk taşır.
  • Şeker hastaları da tüketebilir.
  • Sindirim sistemi için faydalıdır. Ayrıca, sindirim sistemiyle ilgili kanser hastalıklarına yakalanma riskini de azaltır.
  • Felç geçirme riskini minimuma düşürür.
  • Doğurganlık üzerinde olumlu etkisi gözlenir. Hamilelik öncesinde tüketilirse döllenmeye yardımcı olur.
  • Vücudunu geliştiren kişiler için iyi bir yiyecektir.
  • Cinsel isteği ve gücü artırarak cinsel sağlığı olumlu yönde etkiler.
  • Kadının yumurtalarını güçlendirir, olgunlaştırıp çatlamalarına da yardımcı olur.
  • Sperm kalitesini arttırır.
  • Sinir sistemini korur, depresyonun etkilerini azaltır ve kişiyi dinçleştirir.
  • İçeriğindeki yağlarla, makul miktarlarda tüketildiğinde cilt sağlığı için yararlıdır.
  • Göz sağlığını korur.

Antep Fıstığının Zararları Nelerdir?

Her yiyeceğin olduğu gibi, Antep fıstığının da aşırı tüketim sonucu meydana gelebilecek zararları vardır. Tabii bu durum, bu yemişi tüketen kişinin sağlık durumuyla da çok yakından ilgilidir. Bu zararları maddeleyecek olursak;
  • Antep fıstığı kolesterol problemi olan kişiler için uygun bir kuruyemiş değildir. Kolesterol hastalarının Antep fıstığını doktorlarına danışarak ve az miktarlarda tüketmeleri gerekir.
  • Fıstık çeşitlerinin tamamının içeriği yağlıdır. Antep fıstığı da yağlı olması sebebiyle kilo alımını tetikleyebilir, sivilce ve benzeri cilt sorunlarını meydana getirebilir.
  • Hamilelik sürecindeki kadınların aşırıya tüketmesi de çeşitli sağlık problemleri doğurabilir.
  • Cildi hassas olan kişilerde alerjik reaksiyona yol açabilecek yemişlerden biridir. Kişinin alerji testi yapıp antep fıstığına karşı reaksiyon gösterip göstermediğini öğrenmesi yerinde olacaktır.
  • Çok fazla tüketildiğinde mideyi bozup ishale sebep olabilir. 

Antep Fıstığı ile İlgili İlginç Bilgiler

  • Antep fıstığı yeşil ve leylak renklerini içeriğindeki antioksidanlara borçludur.
  • Çeşitli ülkelerde "gülen fıstık", "mutlu fıstık" ve "yeşil badem" isimleriyle de bilinir.
  • Antep fıstığı toplandıkta sonra da oksijen tüketip karbondioksit açığa çıkarmaya devam eden besinlerdendir. Bu nedenle, taşınma esnasında iyi havalandırma yapılmazsa, saklandığı depoya ya da kapalı bölmeye giren insanların zehirlenmesine sebep olup hayati riskler oluşturabilir. Aynı zamanda, basınç söz konusu olduğunda, yanmaya meyillidir. Bu da, antep fıstığının kargocular tarafından çabuk yanan maddeler listesine alınmasına yol açmıştır.
  • Kendiliğinden olgunlaşıp çatlayan ve ağaçtan kendi kendini atan antep fıstığı en kaliteli fıstık olarak kabul edilir ve diğerlerine göre daha lezzetlidir. Bu daha pahalı olması durumunu da beraberinde getirir. Kendiliğinden olgunlaşıp çatlayan Antep fıstığına Gaziantep ve çevresinde "ağaç altı" ve "çıtlak" denir. Bu fıstıklar diğer fıstıklardan ayrı toplanır ya da tüm mahsul toplandıktan sonra, içinden tek tek ayıklanır.
  • En lezzetli antep fıstığı sanılanın aksine en iri olan değildir. Küçük ve kabuğu başlangıç yerinden ayrılmış durumdaki antep fıstığı daha makbuldür. Bu, içindeki yemişin çok şişip olgunlaştığını ve o sert kabuğu çatlattığını gösteren bir işarettir. Bu nedenle Antep fıstığı alırken çatlama yerine dikkat etmek gerekir. Yalnızca uç kısmı çatlamış olan fıstık standart bir fıstıktır. İri olan Amerikan, İran ve Siirt fıstıkları ise diğerlerine göre daha lezzetsizdir. Gıda sektöründe hammadde olarak tercih edilirler.
  • Tuzsuz, küçük Antep fıstıkları besin değeri en yüksek olan fıstıklardır.
  • Antep fıstığı, Gaziantep ve çevresinde alkollü yerlerde de servis edilir. Her bölgede servis ediliş şekli farklıdır. Çoğunlukla, fıstıkların tavada yağsız ve susuz, çok az tuz eklenerek kavrulması sonrası servis edilir. Bu şekilde sunulan antep fıstığının rakı için iyi bir meze olduğu düşünülür.
  • Karışık kuruyemişler içinde bademle birlikte en hızlı tükenen kuruyemiştir.
  • Kavurmak için fırın değil tava kullanılmalıdır. Fırın, en taze fıstığı bile yakıp kömüre çevirebilir.
  • Profesör Doktor İbrahim Saraçoğlu, bir röportajında, Adana ve Gaziantep bölgesinde yaşayanların çok fazla kebap ve et tüketmelerine karşın Konya'da yaşayanlara göre daha az kalp krizi geçirmesinin nedenlerinden birinin Antep fıstığı olduğunu belirtmiştir.
  • Oldukça değerli bir besin olması nedeniyle, "yeşil altın" takma adını almıştır.
  • Gaziantep'te yatırım aracı olarak görülmeye başlanmıştır. Öyle ki, birçok insan arazi veya ev almak yerine fıstık alıp stoklamıştır.
  • Yetiştirildiği bölgelerde, toplanma zamanında çok fazla hırsızlık olur. Bu nedenle, çiftçiler fıstık ağaçlarını korumak için nöbet tutarlar.
  • Antep fıstığı mango ve sumak ile "akraba" olan bir yemiştir.
  • İncil'de adı geçen iki yemişten biridir.


Devamını Oku

SODA İLE MADEN SUYU ARASINDAKİ FARK NEDİR?

Halk arasında soda ve maden suyu aynı anlamlara geliyormuş gibi kullanılır. Ancak aslında soda ve maden suyu birbirinden farklı şeylerdir. Bu yazımızda soda ve maden suyunun birbirinden ne gibi farklılıkları olduğuna değinecek, maden suyunun özelliklerini ve faydalarını belirteceğiz.

Öncelikle sodanın aslında ne olduğu ile başlayalım. Soda, içilebilir herhangi bir suya karbondioksit ve bikarbonat atılarak elden edilen, kimyasal işlem görmüş yapay bir içecektir. Bu sebeple de sodanın size kazandırabileceği tek fayda midenizi rahatlatmak olacaktır.


Maden suyu ya da mineralli su ise litresinde 1 gramın üzerinde çözünmüş mineral ve 250 miligramın üzerinde doğal karbondioksit gazı bulunduran su anlamına gelmektedir. Maden suyu yerkabuğunun derinliklerinde doğal olarak oluşur ve kendiliğinden ya da teknik yöntemlerle çıkarılır.
Dolayısıyla soda yerine doğal maden sularının tüketilmesi önerilmektedir. Burada da görev bize düşer ve maden suyu satın alırken etiketini doğru bir şekilde okumamamız gerekir.

Soda ile maden suyu arasındaki farklar

  • Karbondioksit maden suyunda doğal olarak bulunur, sodaya ise sonradan karbondioksit ilave edilir.
  • Maden suyu mineral bakımından çok zenginken, sodada mineral yer almaz.
  • Maden suyu doğal bir içecekken, soda yapay bir içecektir.
  • Maden suyu ile sodanın ortak özelliği ise mideyi rahatlatmalarıdır. Ancak yukarı da belirtildiği gibi sodanın tek faydası budur. Maden suyunun ise sağlığa birçok faydası bilinmektedir.

Maden Suyunun Özellikleri Nelerdir?

Maden suyunu doğru bir şekilde ayırt edebilmek için kendisini daha yakından tanıyalım:
  • Maden suyu çözünmüş mineraller, elementler ve gaz içerir.
  • Maden suyu kaynağından elde edildiği anda belirli miktarlarda mineraller içerir. İçerdiği mineral miktarına göre de düşük mineralli su ve yüksek mineralli su olarak ikiye ayrılır.
  • Maden suyunun içerisinde sülfat, klorit, magnezyum, kalsiyum, florit, demir, sodyum ve bikarbonat yer alır.
  • Maden sularında farklı markalar farklı oranlarda mineral içerebilirler.
  • Maden suyu doğal mineral deposudur.
  • Maden suyu ya da mineralli su kaplıca yörelerinde olabilir. Ancak kaplıca yörelerinin dışında da olabilir.
  • İstanbul’da en iyi örnek Tuzla İçmeleri’dir.
  • Maden suyu alırken etiket bilgilerine dikkat edilmelidir. Son kullanma tarihi ve mineralizasyon bilgileri kontrol edilmelidir.
  • Cam şişedeki maden sularını tercih etmekte fayda vardır.
  • Maden suyu magmadan aldığı karbondioksit gazı basıncı sayesinde yeryüzüne çıkmaktadır. Yeryüzüne çıkarken ise geçtikleri yerlerden mineralleri de almaktadır.

Maden Suyunun Faydaları Nelerdir?

  • Birçok kişi kilo vermeye çalışırken içtiklerine çok da dikkat etmez. Hâlbuki içtiği paketlenmiş meyve suları, gazlı içecek ya da meyveli sodalarda çok fazla kalori vardır. Maden suyu ise yağ ve kalori içermez. Dolayısıyla maden suyu içmek kilo verme sürecinizde size destek olacaktır. Bu şekilde hem kalori almayacak hem de sağlıklı hissedeceksiniz.
  • Menopoz sonrası kadınlarda aşamalı olarak kemik kaybı gözlemlenmektedir.  Düzenli olarak maden suyu içerek bu durum kontrol altına alınabilir. Yapılan araştırmalar maden suyunun içerisinde yer alan kalsiyumun normal kemik yoğunluğunun muhafaza edilmesinde önemli rol oynadığını ve bu sebeple osteoproz gibi kemiklerle ilgili hastalıkların gelişmesini önleyebildiğini ileri sürmektedir. Ancak aşırı tüketimden kaçınılmalı ve doktorunuzun önerdiği ölçüde tüketilmelidir.
  • Maden suyu aynı zamanda zengin bir sülfat kaynağıdır ve bu sebeple de sindirime yardımcı olmaktadır.
  • Doktorlar böbrek taşından korunmak için daha fazla sıvı tüketmenizi önermektedir ve maden suyu çok iyi bir seçenektir. Ancak böbreklerinde taş oluşmuş kişilerin maden suyu içmesi önerilmemektedir.
  • Maden suyunun içerisinde bol miktarda silis vardır ve bu sebeple de cilde iyi gelmektedir. Maden suyunu içmek cildinize faydalıdır, ancak içmenin yanı sıra maden suyunu cildinize uygulamanız da mümkündür. Maden suyu ile cildinizi temizleyebilir, pamuğa maden suyu döküp ardından toniğinizi dökebilir, evde hazırladığınız doğal maskelere çeşme suyu yerine maden suyu ilave edebilir ya da yüz spreyi olarak kullanabilirsiniz.
"UYARI"
  • Maden suyu alırken yeterli miktarda mineral içermesine, şeker, kimyasal tatlandırıcı ya da renklendirici içermemesine dikkat edin. Eğer maden suyunuzu tatlandırmak istiyorsanız içine birkaç parça taze meyve ekleyebilirsiniz.
  • Maden suyu alırken düşük sodyum, yüksek magnezyum ve kalsiyum içerenleri tercih etmekte fayda vardır.
  • Bazı maden suları çok fazla miktarda sodyum içermektedir ve gün içerisinde çok fazla maden suyu tüketmeniz durumunda vücudunuza aşırı tuz girişi olur. Bu sebeple ya aldığınız maden suyu miktarına limit getirmeli ya da daha düşük miktarda sodyum içeren maden sularını tercih etmelisiniz.
  • Yüksek tansiyon problemi yaşayan kişilerin çok fazla maden suyu tüketmesi sağlıkları için zararlı olabilir.
  • Hamilelikte maden suyu tüketmeden önce doktorunuza danışmanız gerekmektedir. Çünkü maden suyunda yüksek oranda tuz bulunur ve bu da kan basıncınızı arttırabilir ya da daha farklı sağlık problemlerine yol açabilir.
  • Kalp, böbrek, hipertansiyon ya da daha farklı bir sağlık probleminiz varsa yine maden suyu içmeden önce doktorunuza danışmanız gerekmektedir.
  • Fazla miktarda sodyum idrarla kalsiyum atılımını hızlandırır, bu da kemik erimesi için risk ortamı oluşturur. Maden suları yüksek sodyum içerdikleri için aşırı miktarda tüketiminden kaçınılmalıdır. 

Devamını Oku

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Son Yorumlar