genel etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
genel etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

EŞEYSİZ ÜREME NEDİR?

İlkel yapılı canlılarda görülen ve tek bir ata canlının faaliyeti ile gerçekleşen üreme şekline genel olarak eşeysiz üreme denilmektedir. Tek bir ata canlının mitoz bölünme yapması ile oluşan yavrular ana canlının aynısıdır ve yavrular arasında çeşitlilik gözlenmez. Tek bir organizmadan oluşan yeni canlı sadece bu ana canlıdan aldığı genleri taşır. Eşeysiz üremede ploitlik yoktur.


Eşeysiz Üremenin Çeşitleri

1- Bölünerek Üreme: Burada bahsi geçen bölünme Mitoz ile bölünmedir. Tek hücreli canlılarda büyüyüp yetişen hücrenin ikiye ayrılması sonucu mitoz bölünme oluşur. Bu büyüme ya da iki ayrılma mito ya da amitoz olmasına göre her yöne doğru gerçekleşebilir. Örnek vermek gerekirse terliksi hayvanlarda (Latince: Paramesyum) bölünme enine gerçekleşirken, kamçılı hayvanlarda (Latince: Oğlana) bu bölünme boyuna gerçekleşmektedir.  Bölünerek üreyen diğer canlılara ise bütün okaryotik bir hücreli canlılar ile birlikte bakteri ve amipler örnek verilebilir.
2- Sporla Üreme: Sporlama üreme için ana canlının içerisinde gerekli üreme aşamalarını gerçekleştirip  spor oluşturması gerekmektedir. Oluşan sporlar herhangi bir döllenme gerçekleşmeden dışarı bırakılırlar. Zaten çok küçük olan bu sporlar şu, rüzgar ya da değişik dış etkenlerle hareket ederek yer değiştirirler. Uygun yeri bulan sporlar bölünerek çoğalırlar. Burada bölünmeden bahsedilen çimlenme şeklinde de kendini göstermektedir.  Aynı şekilde bakteriler kendilerini korumak için uygun olmayan koşullarda spor üreterek korunurlar. Ancak oluşturulan bu sporlar üremek için değil çevre şartlarında korunmak için kullanılmaktadır. Sporla üreyen diğer canlılara mantarlar, eğrelti otları, sıtma mikrobu ve çiçeksiz bitkiler örnek olarak gösterilebilir. Sporla üremeye aynı zamanda sporongo ismi de verilmektedir. Su yosunlarının oluşturdukları sporlara zoospor, mantarların oluşturduklarına ise ekzospor denilmektedir.
3- Tomurcuklanarak Üreme: Örnek vermek gerekirse bira mayası, sünger, medüz,  hidra ve polip mercanlarda görülen tomurcuklanarak üremede bu canlılar oluşturdukları çıkıntılardan yeni döller ve böylelikle de yeni canlılar meydana getirirler. Oluşan yeni canlılar ana canlıdan ayrılabileceği gibi ayrılmayarak koloni şeklinde de yaşayabilir.
4- Vejetatif Üreme (Vegetativ): Yüksek yapılı çiçekli bitkilerin genel olarak sahip olduğu üreme şeklidir. Bu üreme şeklinde de üreyen ana canlı ile oluşan yeni canlının kalıtsal özellikleri birebir aynıdır. Örnek vermek gerekirse, tohumsuz meyvelerden olan, muz, çekirdeksiz üzüm gibi meyveler vejetatif üreme yöntemi ile çoğalırlar. Tarımda yaygın bir biçimde kullanılan vejetatif üreme şeklinde yerel tarımda  aşılama, kalem aşısı, göz aşısı, ya da budak yama isimleri verilmektedir. Kalıtsal olarak özelliklerinin birebir olarak yeni bitkiye taşınmasının istendiği durumlarda kullanılan yöntem bu yöntemdir. Göz yaşı bitkisinde (Latince: Kalanchoe) yaprağın kenarlarında meydana gelen tomurcuklar yeni bitkicikler oluştururlar. Daha sonra ise dış etkenler ile bu bitkicikler ana bitkiden koparak toprağa düşerler. Toprağa düşen bu bitkiler ana bitkinin kalıtsal olarak bütün özelliklerini aynı şekilde taşıdığı yeni gözyaşı bitkileri meydana getirirler.
Aynı şekilde asma ve aşmaya benzer şekilde oluşan bahçe bitkilerinde de vejetatif bölünme görülür.
Vejetatif üreme de kendi içinde dörde ayrılır.
a- Çelikle Üreme: Kavak, çilek, söğüt, gül, üzüm vb. bitkilerden alınan çubukların (gövde ya da dallar) nemli bir ortamda (nemli bir toprak ya da özel bileşimli şu olabilir) köklendirilerek bir bitkiden bir çok sayıda yeni bitkinin üretilmesi olayıdır.
b- Yumru ile Üreme: En çok bilinen örneği patates olan ve gövde yumruları ile üreme şeklinde açıklanabilen üreme çeşididir. Göz bulunan yumru kısımların toprağın altına gömülmesi ile eşeysiz şekilde yeni bitkiler oluşur.
c- Sürünücü Gövde ile Üreme: En büyük örneği çileklerdir. Toprağın üstünde ya da altında sürünerek, sürünücü gövde ismi verilen bölgeleri ile üreyen bitkilerin üreme çeşitleridir.
d- Soğan ile Üreme: Zambak, lale ya da soğan gibi bitkilerde üremenin gövdenin en alt ucunda başladığı üreme şeklidir. Gövdenin en alt kısmında bulunan rizomlar yer altında uzamaya devam eder ve uygun koşullarda yeni bir bitki oluştururlar. Muzlar da bu şekilde üreyen bitkilere örnek verilebilir.

Eşeysiz Üremenin Genel Özellikleri

Yüksek yapılı bitkilerin vejetatif organlarından bunlara yaprak, kök ya da gövdeler örnek verilebilir, ana bitki ile aynı özelliklere sahip yeni bireyler oluşturması en belirgin eşeysiz üreme yöntemidir.
Eşeysiz üreme ile çoğalan canlılardan oluşan yeni canlı ana canlının kalıtsal olarak bire bir aynısıdır. Bu sebepten dolayı da aynı ana canlıdan oluşan yeni canlıların hepsi birbirinin aynısıdır. Bu sebepten dolayı eşeysiz üreyen canlılarda kalıtsal çeşitlilik meydana gelmez. Eşeyli üremede çoğalma mitoz üreme ile meydana gelir.
Eşeysiz üreyen canlılarda kalıtsal çeşitliliğin olmaması ve bu kalıtsal özelliklerin nesilden nesile aktarılıyor olması bu bitkilerin değişen dış koşullara göre uyum sağlama özelliğini de kısıtlar. Bazı bakteri ve paremesyumlarda eşeysiz üreme görülürken, bu bitkilerin zaman zaman eşeyli üreme ile çoğaldıkları da gözlemlenmiştir. Eşeyli üreme ile kıyaslandığında eşeysiz üremede üreme süresi çok hızlıdır.
Tek bir durum olan otomiksis durumu haricinde eşeysiz üreme ile oluşan yeni organizma ana organizmanın birebir kopyasıdır. Günümüzde eşeysiz üremenin hızlı popülasyon artımında iyi bir çözüm yolu olacağı düşünülmektedir. Gametlerin birleşmesi dışında oluşan üreme yöntemi manasına gelen agamogenez eşeysiz üremenin en kısa tanımıdır. Arkea, bakteri ve protistler gibi tek hücreli canlılar için eşeysiz üreme ana üreme yoludur.
Eşeysiz üremeyi eşeyli üremeden ayıran en önemli özelliklerden bir diğeri de bölünme olgunluğuna erişen bitkinin eşey hücresi oluşturmadan yavrular meydana getirebilmesidir. Eşeysiz üreme ile çoğalan hidra, deniz anası ve süngerler gerekli durumlarda eşeyli üreme de yapabilirler.
Birçok hayvan türünün en başta eşeysiz üreme ile çoğalıyor olmasına rağmen dağa sonradan eşeyli üremeye dönmesinin nedeni yaşam döngüleri boyunca eşeysiz üremenin herhangi bir kalıtsal gelişim sunmuyor olması olarak düşünülebilir.
Günlük hayatımızda da örneklerine sıkça rastladığımız bu üreme şekline bir örnek vermek gerekirse, misafirliğe gittiğimiz evlerde annelerimiz hoşuna giden çiçeklerden bir dal alarak şu içerisinde bekletmek sureti ile köklendirmesi sonrası toprağa dikerek aynı bitkiden elde etmesi bir eşeysiz üremedir. Ve Vejetatif Üreme çeşitlerinden çelik ile üremeye örnek gösterilebilir.
Yine aynı şekilde evlerimizden bir örnek vermek gerekirse hamur yoğurmadan önce şu dolu bir bardağın içine atılan bira mayasının daha sonra hamurun içine katılarak hamurun kabartılmasının sağlanması da yine aynı şekilde bir eşeysiz üreme örneğidir. Burada meydana gelen ise eşeysiz üremenin tomurcuklanarak üreme şeklidir.
Başka bir mantara ihtiyaç duymadan uygun koşullar oluştuğunda kendiliğinden çoğalan mantarlar ise yine aynı şekilde bir eşeysiz üreme örneğidir. Bu nedenle de değişen çevre şartlarına dayanıklı yeni bireyler değil ana bireyin birebir kopyası yeni bireyler elde edilir. Oluşan canlılar sadece mutasyon yolu ile bir kalıtsal değişiklik elde edebilirler. Eşeysiz üremenin en önemli avantajlarından bir tanesi olarak çok kısa sürede ve kısa aralıklarla çok sayıda yeni bireyin oluşabilmesi sayılabilir.

Devamını Oku

BERNİE WRİGHTSON KİMDİR?

The Walking Dead 7. Sezon efsane bir son bölüm ile , sezon arasına girdi. 8. sezon ne zaman gelir bilinmez ama 7. sezon çok iyi bitti. Sezon bölümü bitiminden hemen sonra "Bernie Wrighton Anısına" yazısını gördükten sonra direk arayışa girdik.


Bernie Wrightson Kimdir?

Wrighton 27 Ekim 1948'de Dundalk, Maryland'de doğdu. Amerikalı sanatçı, çizgi roman ve illustratör dü.Profesyonel çizgi roman yazarıydı. Bernie Wrightson 18 Mart 2017 yılında Teksas , ABD'de hayatını yitirdi.



Devamını Oku

HAREZMİ KİMDİR?

Harezmi 780 yılında Özbekistan'ın Karizmi kentinde doğmuştur. Tam olarak adı Ebu Abdullah Muhammed bin Musa El-Harezmi'dir. Kendisini matematik tarihinin en büyük bilim adımı olarak tanımlayabiliriz. Çünkü cebirin ve algoritmanın kurucusudur. El Harezmi sadece matematikle değil hem de astronomi ve coğrafyayla da ilgilenmiştir. Batı dünyasında maksimum etkide bulunan bilim adamı diyebiliriz. Çalışmalarına Abbasi halifesi Mem'un tarafınca Bağdat Saray Kütüphanesine getirilmesiyle adım atmıştır. Daha sonrasında burada yabancı eserlerin tercümesini yapmak amacıyla kurulan bir çeviri akademisi olan Beyt'ül Hikme'de göreve başlar. Harezmi'nin bu kadar önemli bir bilim adamı olmasının sebebi yalnız cebirin kurucusu olması değildir aynı zamanda geliştiricisi de olmasıdır. Yaşamındaki bir çok büyük eserini Bağdat Saray Kütüphanesinde yapmıştır.


Harezminin ilk eserlerinden biri aritmetik alanındadır. Ancak bu alanda bıraktığı yaratıın orjinali kayıptır. Bu kitabın bu güne kadar gelmesinin sebebi Bathlı Adelard'an tarafınca Lâtinciye çevrilmesinden doğar. Bu kitabın adı De Numero Indorum (Hint Rakamları Hakkında)'dur. Bu kitabında on rakamlı konumsal Hint rakamlama ve hesaplama sistemini anlatmıştır. Batıdaki matematikçiler Romalılardan bu yana kullanılan harf sayı ve hesap sistemi yerine Hint rakam ve hesap sistemini kullanmayı bu yapıttan öğrenmişlerdir. Bu eserı batı dünyasındaki matematikçileri çok etkilemiştir. Daha sonra bu hesaplama sistemine Harezminin isminden türetilen algoritma (algorism) denmiştir. On rakamdan oluşan rakamlama sistemi ise, Harezmi tarafınca tanıtıldığı için Arap Rakamları yada kökeni Hindistan olduğu için Hint-Arap Rakamları denmiştir.

Harezminin eserleri: Harezminin en büyük eseri cebirdir. Kendisi cebirin kurucusu ve geliştiricisidir. Bu konuda yazılan ilk ve yaygınlaştırılan kitap El Kitabü'l Muhtasar fi Hisabi'l Cebr ve'l Mukabele 'dir. Harezminin bu eseri kendisine İslam ve batı bilim dünyasında çok ün kazanmıştırrmıştır. Batı dünyası ilk kez bu kitap sayesinde cebiri kullanmış ve öğrenmiştir. Bu yapıtta ana mevzular birinci ve ikinci dereceden denklemlerin çözümleri, binom çarpımları, çeşitli cebir problemleri ve miras hesabıdır. Harezmi cebirle ilgili çalışmalarında ikinci dereceden denklemler mevzu üzerinde çok durmuştur. Birinci dereceden denklemleri incelerken Yanlış Yolu İle Çözme Yöntemi'ni kullanmıştır. 

Harezmi'nin bu büyük yaratıı 12. Yüzyılda Chesterlı Robert ve Cremonalı Gerard tarafından Latinceye çevrilmiştir. Batı dünyası bu yapıttan çok fazla etkilenmiş ve cebiri bu sayede öğrenmiştir. Cebir batı dünyasında el-cebr isminden algebra'ya dönüştürülmüştür. Daha sonrasında batı dillerinde cebir algebra olarak tanımlanmıştır. Aynı süre Harezmi'nin bu yapıtı batı dünyasında cebirin kullanımının yaygınlaşmasında da büyük rol oynamıştır.

Harezmi Muhammed ibn İbrahim el-Fizari'nin Sanskrit dilinden Arapça'ya çeviri ettiği el-Sindhind (Siddhanta) adlı yapıtını Batlamyus'un Almagest'inden de yararlanarak düzeltmiştir. Muhtamelen bu yapıt iki ayrı şekilde çoğaltılmıştır. Bu yapıt kuramsal bilgilerde içeriyordu. Daha sonrasında bu eser Endülüslü gökbilimci Meslemetü'l Mecriti tarafınca güncelleştirilmiştir. Eserın bu versiyonu Bathlı Adelard'ın ve daha sonrasında muhtemelen Dalmaçyalı Hermann'ın gayretleriyle Latince'ye çevrilmiştir. Yapıtdaki en büyük gariplik Harezmi'nin açıları sinüs benzer biçimde trigonometrik fonksiyonlarla ifade ettiğini gösteren tablolar olmasıdır. Tabi bu tablolar bir çok sual işaretini ortaya çıkarmıştır çünkü Harezmi trigonometrik fonksiyonları biliyor muydu yoksa daha sonrasında Meslemetü'l Mecriti tarafınca mı eklenmiştir bilinmiyor.

 Sadece çoğu bilim tarihçisi sinüs ve kosinüsü ilk defa Harezminin kullandığını söylüyor. Tanjant ve kotanjantı ise Meslemetü'l Mecriti'nin eklediği iddia ediliyor. Fakat ne olursa olsun trigonometri İslam bilim yaşamına aittir. Trigonometrinin İslam dünyasının eseri olması bu konuda kafi bilgiye haiz olamamalarına rağmen islamın bilimi gerilettiğini iddia edenlere güzel bir cevaptır. Doğal olarak sadece trigonometri değil matematik, astronomi, coğrafya, fizik, tıp benzer biçimde bilim dallarında da İslam bilim dünyası çok ilerlemiştir.

Harezmi'nin önemli eserlerinden olan usturlabın yapımı ve kullanımını anlatan eseri kayıptır. Harezmi yalnız matematikle değil coğrafyayla da ilgilenmiştir. Batlamyus'un Coğrafya adlı yapıtını Kitabu Sureti'l Ard (Yer'in Biçimi Hakkında) olarak tercüme etmiştir. Bu sayede yunanlıların matematiksel coğrafya ile alakalı bilgilerin İslam bilim hayatına girmesinde büyük rol oynamıştır. Bu yaratı tercüme edilirken üzerinde eklemeler yapıldığından orijinalliğini biraz kaybetmiştir. Harezminin bu yapıtı önemli yerlerin enlem ve boylamlarını bildiren çok sayıda tablo içermektedir. Harezmi'nin en ilgi çekici eserlerinden biride Nil'in deposunı gösteren haritasının bulunmasıdır. Bu yapıt daha sonra Batlamyus-Harizmi Kuramı diye tanınmıştır. Harezmi 70 tane bilim adamıyla çalışarak 830 yılında dünya haritası çizmiştir. Dünyanın çevresini ve hacmini hesaplama çalışmalarında da yer almaktadır. Güneş saatleri, usturlaplar ve saatler üzerine yazılmış eserleri de vardır. Coğrafyanın yanı sıra astronomi biliminde de eserler bırakmıştır. Astronomik cetvellerle ilgili kitaplar yazmış ve bu eserler 12. Y.Y. Da Latince' ye çevrilmiştir.

Muhtemelen Türk olan Harezmi İslam bilim dünyasındaki yerini almıştır. Özellikle matematik alanında eserler bırakmış olan Harezmi'nin eserleri Batı bilim dünyasında hala kullanılmakta ve öğretilmektedir. Bu büyük İslam alimi 850 senesinde Bağdat'ta vefat etmiştir.
Devamını Oku

FERDİNAND PORSCHE KİMDİR?

Alman otomobil tasarımcısı sonraları "böcek" adı altında dünya genelinde satış rekorları kıran KdF- Wagen'i (otomobil) 1935'ten itibaren üretmeye başladı. Porsche, İkinci Dünya Savaşı'ndan sonrasında ilk spor otomobili geliştirdi. 

Porsche, Maffersdorf/Bohemia'da musluk tamircisi bir babanın oğlu olarak dünyaya geldi. Boş zamanlarında teknik ve elektrikle uğraştı. Liseyi bitirdikten sonra Viyana'ya giderek Teknik Üniversiteye dinleyici öğrenci olarak yazıldı. İlk işini elektrik motorları üreten bir işletmede buldu. 



Otomobil tutkusunun farkına burada vardı. Lohner-Porsche Porsche 1900'daki Paris Fuarı'nda, kendi buluşu olan ve dingillerindeki elektrik motorlarıyla çalışan otomobili sergiledi. 

Taşıt aracını Viyana saray otomobillerı yapımcısı Lohner şirketinin elemanı olarak yaptığı için, bu yeni otomobil Lohner-Porsche olarak tanındı. Bunun derhal peşinden düşüncesini daha da geliştirerek elektrik motorlarını bir benzin motoru vasıtasıyla besledi. Bu yeni tahrik biçimiyle şanzıman dişlisine gerek kalmıyordu. 

Porsche teknik müdür olarak Viyana Neustadt'taki Austro-Daimler şirketine geçti. Burada tanınmış bir uzun mesafe yarışı olan Prinz-Heinrich-Fahrt için yaptığı otomobille yarışı bizzat kazandı.


Porsche ayrıca uçak motorları ve Birinci Dünya Savaşın da topları taşıyan çekici araç tasarımcısı olarak kendisine bir isim yaptıktan sonra, savaşın ardından tasarladığı iki binek otomobiliyle Austro-Daimler'deki son başarılarına imza attı. 1923'te firmanın Stuttgart'taki merkezine teknik müdür ve tasarımcı olarak geçti. Avusturya'daki Steyr şirketinde kısa bir süre (1928-30) çalıştıktan sonra, 55 yaşında bağımsızlığı seçti. 


Kendi Şirketi Uluslararası bir şöhrete sahip olan Porsche, yorulmak bilmeksizin daha başka teknik yenilikler de geliştirdi ve çeşitli firmalar için komple yeni otomobiller tasarladı. 





Esnekliği dolayısıyla yüklenme halinde dönebilen bir amortisör elemanı olan döner çubuk yayınlayıcısını (süspansiyonunu) buldu. Sıkışık parasal durumunu, ardından gelen yıllarda Nasyonal Sosyalist rejimin önemli bir taşıt aracı danışmanı olarak düzeltti. İyi kişisel ilişkilerinin ve ortak çıkarlarının bulunduğu Hitler'in buyruğuyla Porsche, geniş halk kitlelerinin satın alabilecekleri sağlam bir otomobil tasarımına başladı. 



Hitler'in diğer koşulları şunlardı: Saatte 100 kilometrelik hız, 4-5 kişilik yer,100 kilometrede en fazla 8 litrelik benzin tüketimi, 1.000 RM'nin (Reichsmark) altında satış fiyatı. 1936'da 4 silindirli Boxer motorlu, 22 beygir güçlü ve 984 cc hacimli ilk 3 test otomobili hazırdı.



Sonradan "Volkswagen" (böcek) olarak adlandırılan hava soğutmalı otomobil, önce Alman İşçi Birliği çerçevesindeki Nasyonal Sosyalist Yardım Kuruluşu "Kraft durch Freude"den (Neşeden güç doğar) esinlenerek "KdF-Wagen" olarak piyasaya çıktı. Porsche genelde bu otomobilin mucidi olarak kabul edildiği halde asıl konstrüksiyon planları, tasarımını 1925'ten itibaren geliştiren ve Porsche'ye 1932'de bunları boş yere öneren Çekoslavakya'lı Bela Barenyi'ye aitti. 





Savaş İçin Tasarımlar 1937'de NSDAP'ye (Alman Nasyonal Sosyalist İşçi Partisi) giren Porsche bir yıl sonra SS'e de katıldı. Buna karşın, yalnız işini düşünen ve politikayla ilgisi olmayan bir insan olarak tanındı. Basit bir tasarımcıyken Wolfsburg'daki Volkswagen AG'nin kurucusu ve yöneticisi oldu. Porsche burada "böcek"in seri üretimine başladı. 



Yeni teknik gelişmelere tutkun olan Porsche, İkinci Dünya Savaşı'nda askeri araç üretimine ağırlık verdi. Alman Devleti'nin en büyük ulusal onur madalyasını aldıktan sonra "profesör" ünvanını kullanabilen zırhlı araç tasarımcısı olarak ön plana geçti. Ayrıca Volkswagen'i askeri amaçla cip ve yüzer araç haline getirdi. Porsche'nin işletmesi savaşın bitmesine bir yıl kala Gmünd/ Karnten'e nakledildi. 



Almanya'nın teslim oluşundan sonra tutuklanan Porsche bir Fransız cezaevinde kaldı. 1947'de kefaletle serbest bırakıldı. Bundan böyle, oğlu Ferry'nin yönetimi altında onarım işleri ve yedek parça üretimiyle ayakta kalmaya çalışan Karnten'deki fabrikasına kendini adadı. 



1948'de kendi adı altında tanınan, 40 beygir gücündeki bir VW motoruyla donatılmış olan ilk spor arabasını piyasaya çıkarttı. İşletmesi 1950'de tekrar Stuttgart'a nakledildi ve Porsche burada 75 yaşında öldü.
Devamını Oku

X-MEN, WOLVERİNE "LOGAN" BİTTİ Mİ?

Wolverin hayranlarının , Logan filminden hemen sonra arama motorların da X-Men gerçekten öldü mü ? , Şaka mı yapıyor ? , X-men bitti mi? aramalarını yaptıkların da onlara güzel bir açıklama hazırladık.

Öncelikle kahvenizi alın arkanıza yaslanın ve hafiften bir müzik açın. :) X-men hayranları 2017 'de çıkmış olan Logan filmine bayıldılar. Film cidden kalite koyuyor içeriği tamamen diğer filmlere göre daha farklı , artık Logan yaşlanmış ve hiç bir aksiyon gerçekleşecekmiş gibi gelmedi... Yavaş başlayan film ilerledikçe ısınmaya başladı. "Not: Buradan sonrası Spoiler içerebilir :)" 




Temmuz 2000 de yapımına başlanan film, 2017 Logan filminden sonra tekrar X-Men 1 den izlemeye başlayanlar doluyor bile. Film yapılan çizgi roman dışına ne kadar çıksa da yapımcıları çok daha iyi uyarlayıp sinemaya sundu. 



Filmin içeriğine yavaştan girelim, ilk dakikalar da Logan'nın ne kadar yaşlandığını , arabasında bir sokak kenarında kaldığını görüyoruz, zor iyileştiği kendisini alkole verdiği... İlk dakikalarda filmde tutmak adına yaşadığı arabayı çalmaya çalışan çeteye gitmelerini söyledikten sonra , "+18 Filmdir" çetenin kafa tutması ile Logan , çeteyi biçmeye başlıyor... İzleyenleri bu sahnesinden sonra açlıktan ölse de kesintisiz izleyeceği bir filme sokuyor.



İlk aksiyon sahnesinden sonra biraz durağan geçse de ilerledikçe bir bayan ile tanışmasından sonra film merak uyandırarak aksiyona giriyor. Aslında Logan'nın bir mutant kızı olduğunu öğreniyor ama buna inanmak istemiyor...Kızın mutant olduğunu öğrenen Logan hayli bir tuhaf kafa yaşıyor, 90 yaşına gelmesi ile hiç bir şey yapamaması vücudunun geç iyileşmesi ile ilgili her şeyden uzak durmaya çalışıyor.. Taki kızı verilen koordinata bırakması karşılığında ve film buradan sonrası tam çıtır çerez tadında ilerliyor...

Filmin sonuna ve asıl soruya gelelim. Logan öldü mü ? X-men bitti mi? Alp Er Tunga Öldü mü?



Pardon sonuncusu yoktu karışıklık oldu. :)
 Kızı ve arkadaşlarını istenilen bölgeye yetiştirirken verdiği son mücadelede çok ağır darbeler alır ve artık iyileşemez olduğundan  Logan hayatını kaybeder. Kızı ve arkadaşları X-Men'e mezar hazırlar ve film  burada son  bulur.

İlerleyen zamanlarda bir X-men göremeyeceksiniz ama , bunu karşılayan mutlaka iyi filmler gelecektir belki başrol de X-Men'nin mutant kızı olacaktır şimdiden birşey söylemek yanlış olur.


Unutmadım tabiki;  Charles Xavier / Professor X  ve Caliban 'a  ne oldu diye sormadan önce , Caliban filmin ortasında yakalanıyor ve Logan'nın yerlerini söylemesini istiyor tabi ki de son arkadaşı olan Logan'nın yerleri hep geriden söylüyor ve ona işkence yapan adamlara yardım etmemeye çalışıyordu. Artık dayanamayıp filmin sonlarına doğru el bombaları ile "Işıktan Korkun" diyerek bir aksiyona girdi ama bu karaktere yazık oldu diyebiliriz. Pekte  etkisi olmadı.



Professor X  ise bir misafir evinde konaklarken ani gelen bir baskın ile Logan'nın genç hali olan mutant tarafından öldürülüyor. Üzüntülü bir durum olsa da ölmeden önce Logan gelerek onun kendisi olmadığını söyleyerek izleyicilerin içine bir nebzede olsa su serpiyor...
Devamını Oku

FEZA GÜRSEY KİMDİR?

Uzay Gürsey, (7 Nisan 1921 - 13 Nisan 1992) Türk fizikçi ve matematikçi. 
7 Nisan 1921’de İstanbul’da hayata merhaba dedi. Babası askeri doktor Ahmet Reşit Gürsey, anası ise Türkiye Cumhuriyeti'nin öncü bilim kadınlarından kimyager Remziye Hisar'dır. Anne-babasının çocuklarının eğitimi üzerine titizlikle eğilmesi ve minik yaşta İstanbul aydın çevresinin içinde yer almak onun çok yönlü ve sanata düşkün kişiliğinin oluşmasını sağladı. 

Feza Gürsey Galatasaray Lisesi'ndeki eğitimini 1940 yılında tamamladı. 1944 yılında da İstanbul Fen Fakültesi Matematik–Fizik Dalı'ndan mezun oldu. İstanbul Üniversitesi’ndeki fizik asistanlığı sırasında M.E.B. Tarafınca meydana getirilen sınavı kazanarak İngiltere’de Imperial College’de doktora yapma imkanını elde etti. Kuaterniyonların alan teorisine uygulanmaları mevzusunda yaptığı ve 1950'de tamamladığı çalışması, bilim dünyasında uyandırdığı yankıların yanısıra, onun için de yaşam boyu sürecek bir araştırma ilgisinin odak noktası oldu. 



Uzay Gürsey 1950-51 senelerı içinde Cambridge Üniversitesi'nde doktora sonrası çalışmalar yaptıktan sonra 1951'de İstanbul Üniversitesi'ne fizik asistanı olarak belirleme edildi. 1952'de kendisiyle beraber fizik asistanlığı yapmakta olan Suha Pamir ile evlendi. 

1953'de İstanbul Üniversitesi’nden doçent ünvanını aldı. 1954-61 senelerı içinde süre öğretim üyeliği süresince Türk bilim tarihinin ilk ve son kuramsal Fizik Kürsüsü'nün temelini oluşturan iki öğretim üyesinden biri olarak kürsünün geleceğini hazırlamıştı. Ayrıca 1957-61 yılları arasında Brookhaven Ulusal Laboratuvarı'nda, Princeton Üniversitesi'nde İleri Araştırma Enstitüsü'nde ve Columbia Üniversitesi'nde araştırmalar yapmış olan Uzay Gürsey'in bu dönemi onun bilimsel açıdan en verimli dönemlerinden biri olmuş, bu sırada ona yaşamının sonuna kadar hayranlık duyan ve onu destekleyen Nobel Fizik Ödülü sahibi Wolfgang Pauli ile, atom bombasının babası olarak bilinen J.R. Oppenheimer ile, yine Nobel Ödüllü fizikçiler olan E. Wigner, T.D. Lee ve C.N. Yang ile tanışmış, onlarla dostluklar kurmuştu. 

Feza Gürsey, 1961'de sağladığı uluslararası üne ve önünde oluşturulan yurtdışı prestijli iş olanaklarına rağmen yurda döndü ve ODTÜ’nün sunduğu profesörlük ünvanını kabul ederek ODTÜ 'teorik Fizik Bölümü'nün kurulmasında önemli bir rol üstlendi. 

1960'lı yıllarda Kiral Bakışım kuralı'nı ortaya koyarak uzay-vakit bakışımı çalışmalarının genişletilmesine ön ayak olan Gürsey, kuantum renk dinamiği kuramı çevçevesin de çalışmalara imza atmıştır. 

1974 yılına kadar ODTÜ'de öğretim üyeliği görevine geçindiren uzay Gürsey, sayısız öğrenci yetiştirdi ve etkin bir araştırma grubu kurdu. 1974'de Yale Üniversitesi'nde kürsü başkanlığına getirildi. Feza Gürsey, 1992 yılında A.B.D.'nin New Haven kentinde ölmüştür. 

Eserleri 

  • Itzhak Bars
  • Alan Chodos
  • Chia-Hsiung Tze


 Feza Gürsey, Symmetries in particle physics, New York 1984, ISBN 0306418010 

Ödülleri 

  • 1969 Tübitak Bilim Ödülü 
  • 1977 S. Glashow ile birlikte J.R. Oppenheimer Ödülü 
  • R. Griffiths ile Doğa Bilimlerinde A. Cressey Morrison Ödülü 
  • 1979 Einstein Madalyası 
  • 1981 College de France’da konuk profesör ve College de France Madalyası 
  • 1984 İtalya Cumhuriyeti'nce verilen Commendatore unvanı 
  • 1986 Roma'da Konuk Profesörlük ödülü
Devamını Oku

FARABİ KİMDİR?

Ebu Nasır Muhammed İbn el-Farah el-Farabi, (İS. 870)’de Türkistan’da Farab yakınında ufak bir köy olan Vasic’te dünyaya geldi. Ebeveynleri aslen İranlı soyundandır, fakat ataları Türkistan’a göç etmişlerdir. 

8. Ve 13. Yüzyıllar arasındaki İslam'ın Altın Çağı'nda yaşamış ünlü filozof ve bilim adamıdır.  Avrupa’da ‘Alpharabius’ olarak bilinen Farabi, bir generalin oğlu idi. İlk öğrenimini Farab ve Buhara’da tamamladı, fakat daha sonra, yüksek öğrenim için uzun bir süre şu demek oluyor ki 901- 942 içinde okumuş olduğu ve çalıştığı Bağdat’a gitti. Bu süre süresince, ilim ve hızla gelişen teknolojinin bir çok dalında olduğu şeklinde bir kaç dil üzerinde de ustalık kazandı. Altı Abbasi Halifesi’nin hükümdarlığı süresince yaşadı. Bir felsefeci ve bilim adamı olarak, çeşitli ilim dallarında büyük ustalık kazandı ve farklı dillerde bir uzman olarak aktarıldı.
Farabi bir çok uzak ülkeyi gezdi ve bir süre Şam’da ve Mısır’da çalıştı, fakat Halep’te Seyfü’d Devle’nin sarayını ziyaret edinceye kadar tekrar yine Bağdat’a geri geldi. Kralın sadık danışmanlarından biri olmuştur ve ününün uzak ve geniş bir biçimde yayılması burada Halep’te olmuştur. İlk yıllarında, bir Kadı (Hakim) idi, fakat sonradan meslek olarak öğretmenliği seçti. Kariyeri boyunca, büyük zorluklara katlandı ve bir keresinde bir bahçenin bakıcısı bile oldu. HS. 339 / İS. 950′de 80 yaşlarındayken Şam’da bekar olarak öldü.



Farabi, fen bilimine, felsefeye, mantığa, sosyolojiye, tıbba, matematiğe ve müziğe epeyce katkıda bulunmuştur. Başlıca katkıları felsefeye, mantığa ve sosyolojiye olmuş benzer biçimde görülmektedir ve, elbet, bir Ansiklopedici olarak da göze çarpmaktadır. Bir felsefeci olarak, Platon ve Aristo felsefesini İslam felsefesi ile bağdaştırmaya çalışan bir Yeniplatoncu (Neoplatonist) olarak sınıflandırılabilir ve onun orijinal katkılarını kapsayan birkaç diğer konudaki çok sayıda kitabına ek olarak Aristo’nun fiziği, meteorolojisi, mantığı, vb. üzerine bazı zengin açıklamalar yazmıştır. İslam felsefe geleneğinde, ‘ilk öğretmen’ olarak malum Aristoteles’ten sonrasında ‘İkinci Öğretmen’ (el-muallimü’s-sani) olarak anılır. Farabi’nin önemli katkılarından biri de mantık çalışmasını iki kategoriye, doğrusu, Tahayyül (düşünce) ve Subut (ispat), bölerek kolaylaştırması idi.


Sosyolojide, ünlü olan Erdemli Şehir (Ara Ehli’l-Medineti’l-Fazıla) haricinde birkaç kitap yazdı. Psikoloji ve metafizik üzerine kitapları büyük ölçüde kendi çalışmalarını yansıtmaktadır. Aynı zamanda müzik üzerine de Müzik Kitabı(Kitab’ül-Musika) başlıklı bir kitap yazmıştır. Müzik sanatı ve bilimi üzerine büyük bir uzman idi ve müzik notaları bilgisine katkıları yanında, birkaç müzik enstrümanı da icat etti. Enstrümanını insanları istediği anda ağlatıp güldürebilecek kadar iyi çaldığı anlatılmaktadır. Fizikte, boşluğun varlığını göstermiştir. Kitaplarının çoğunun kaybolmasına karşın, 43 mantık üzerine, 11 metafizik üzerine, 7 terbiye üzerine, 7 politika bilimi üzerine, 17 müzik, tıp ve sosyoloji üzerine ve de 11′i tefsir olmak üzere 117 eseri bilinmektedir. Daha ünlü kitaplarından bazıları, çeşitli ilim merkezlerinde birkaç yüzyıl boyunca bir felsefe ders kitabı olarak kalmış olan ve Doğu’da bazı kurumlarda halen öğretilmekte olan Fusus al-Hikam kitabını içermektedir. Kitab al-Isa al-Ulum kitabı, bilimin sınıflandırılmasını ve esas ilkelerini yeknesak ve faydalı bir tarzda incelemektedir. Ara Ehli’l-Medineti’l-Fazıla ‘Model Şehir’ kitabı sosyoloji ve siyaset bilimine ilk önemli katkıdır.

Farabi birkaç yüzyıl boyunca bilim ve ilim üzerinde büyük bir etki bırakmıştır.Farabi, sonradan bir Neoplatonik yazarın eseri olduğu ortaya çıkmasına karşın, Aristoteles’e mal edilen Teolojisi kitabını,Aristoteles’in yazdığını sanmıştır. Buna karşın felsefede yüzyıllar süresince ikinci öğretmen olarak kabul edilmiştir ve felsefe ve tasavvufun sentezini amaçladığı eseri, İbn Sina’nın çalışmasının yolunu açmıştır.



Akılcılıkla İslamı Bağdaştırmaya Çalışan İlk Türk Düşünürü: FARABİ
Farabi (Faraplı) diye anılan Ebu Nasr Muhammet (870-950), eski Grek felsefesini yorumlayan ve geliştiren bir felsefeci olarak tanınmaktadır. O İslam dinine felsefi bir nitellik kazandırmak, İslamiyetle Platon(Eflatun) ve Aristoteles felsefelerini bağdaştırmak istemişti. Bundan dolayı İslam felsefesinin kurucusu sayılmış,hem de kendisine Aristoteles’ten sonrasında gelen ikinci öğretmen anlamında “hace-i sani” unvanı verilmiştir. Bunun haricinde onun politika sosyolojisi ile ilgili olarak yazdığı Erdemli Şehir adlı eseri de ününü artırmıştır. Farabi, bu kitabında faziletli bir devletin ve onun başkanının iyi mi olması,ne benzer biçimde nitelikler taşıması gerektiği üzerinde durmuştu. Nihayet onun bir bilim sınıflaması yapması ve ayrıca müziği bir bilim dalı olarak ele alıp değerlendirmesi de belirtilmeye değer.(Ş. Turan, Türk Kültür zamanı, s: 164)Farabi (872-950),İslam uygarlığında siyaset felsefesinin kurucusudur. Politika felsefesi ile ilgili temel düşüncelerini “Fusul al-Madani”, “ Medine-i Fadıla”(Erdemli Şehir) ve “ Kitab es-siyaset” başlıklı eserlerinde ortaya koymuştu. Erdemli Şehir adlı yapıtında Eflatun’un ‘Cumhuriyet’inden yararlandığı anlaşılıyor. Doğu felsefesi ile eski Yunan felsefesini birleştirmeye, uzlaştırmaya çalıştı.


Siyasal alanda eski Yunan felsefesi,Arap düşüncesine 9. Yy’da El-Kindi ile girmişti. Eflatun’un ve Aristo’nun eserlerinin Arapça çevirilerinden yararlanan El-Kindi, devlet yönetimi ile ilgili bir düzine risale yazmıştı. Bununla beraber İslam uygarlığında politika felsefesinin kurucusu olarak Farabi bilinir. Farabi, devlet felsefesi ile ilgili temel düşüncelerini “Fusul al-Madani”, “Medine-i Fadıla” ve “ Kitab es-siyaset” başlıklı eserlerinde ortaya koymuştur. Bue eserlerde,devleti Aristo benzer biçimde uzuvcu bir yaklaşımla ele almış ve nasıl insan vücudu belli organlardan oluşuyorsa,çeşitli düzeydeki toplumların da belli organlardan oluşan bir yapıya sahip olduklarını iler süre gelmiştir. Farabi bu konuda,Eflatun’un “Cumhuriyet”inden esinlendiği anlaşılan, beş tabakalı bir Erdemli Şehir (”Medine-i Fadıla”) tablosu çizmiştir. Bu siyasal birimin başında bir “felsefeci-hükümdar” bulunacak,eğer böyle biri yoksa devleti ya bir grup yahut kanun ve gelenekleri iyi bilen biri yönetecektir. Toplumun tabakaları birbirlerine sevgi ile bağlı olacaklar ve topluluğun yönetimine “hakkaniyet” ilkesi egemen kılınacaktır. Farabi, devlet hayatı ile ilgili ilkeleri sayarken, ilk başlarda “hakkaniyet”i belirtmekte ve “ hakkaniyet toplum mensuplarının paylaştıkları tüm iyi şeylerin başında gelir” demektedir. Burada “Prenslerin aynası” geleneğini oluşturan, doğu felsefesi ile eski Yunan siyasal düşüncesini birleştiren temel bir ilke ile karşı karşıyayız.


Farabi’nin düşüncesi,kendisinin ölümünden yüzyıllarca sonra bile tesirini sürdürmüş,Osmanlı uleması tarafınca da okunan ve sık sık anılan eserlerden biri olmuştur. Bu etkileme zincirinin en önemli halkalarını, Sasani devlet ilkelerini de Emevi döneminden itibaren özümleyen Arap devletleriyle, Selçuklu devleti teşkil etmiştir. 17. Yy’da yazman Çelebi, Keşf-ül-Fünun’(Fenlerin Keşfi)u yazarken Osmanlı medreseleri “ilm-i siyaset” alanında kitaplarla doluydu.
Devamını Oku

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Son Yorumlar